Rusya’nın Sıcak Denizlere İnme Politikasının Osmanlı Devleti’ne Etkileri

YARDIM İÇİN FACEBOOK HESABIM : https://www.facebook.com/mehtap.simsek.35
By admin - Tarihi: Pazartesi, Mart 4, 2013 - Kaydet & Paylaş - Yorum Yaz

Warning: Wrong parameter count for strstr() in /home/odevce/public_html/wp-content/plugins/sem-external-links/sem-external-links.php on line 705

Rusya’nın Sıcak Denizlere İnme Politikasının Osmanlı Devleti’ne Etkileri

Rusya, coğrafi konumu itibariyle kuzeyindeki buzlarla kaplı denizler ile
güneyinde Osmanlı Devleti’nin denetimi altında bulunan Karadeniz arasında
sıkışmış kalmış ve sıcak denizlere çıkışı olmayan bir ülke konumundadır.

Kuzeyindeki denizlerin yılın büyük bir kısmında buzlarla kaplı olması ve
Karadeniz’in ise başka bir devletin denetiminde bulunması nedeniyle
Rusya’nın ticarete uygun limanları yoktur. Bu konumu nedeniyle deniz
ticareti gelişmemiştir.
18. yüzyıla gelinceye kadar Rusya’nın Karadeniz kıyılarında birkaç
önemsiz limanı dışında ticaret amaçlı kullanabileceği büyük limanları yoktu.
Rus Çarı I. Petro (1689-1725), tahta geçtikten sonra ticaret için büyük
limanlara sahip olunması ve sıcak denizlere inilmesi gerektiğini fark eden ilk
kişi olmuştur. Zira I. Petro, devletinin gelişmesi, dünya hakimiyetini ele
geçirmesi için sıcak denizlere açılmanın ve ticaretini geliştirmenin birinci
derecede önemli olduğunu kavramıştır. Bunu gerçekleştirebilmek için de
Karadeniz ve boğazların mutlak hakimi olan Osmanlı Devleti’nin yıkılması
ve onun sahibi olduğu coğrafi bölgelerin Rusya’nın eline geçmesi
gereketiğine inanmıştır. Dolayısıyla ondan sonra gelen halefleri de aynı
politikayı benimseyerek Rusya’nın Karadeniz ve boğazlar üzerinden sıcak
denizlere inebilme politikasını yani Osmanlı’nın yıkılması politikasını aynen
sürdürmüşlerdir.
Yabancı devletlerle büyük miktarlarda ticaret yapan bir memleketin
deniz yollarına, boğazlara sahip olması ve sınırlarında son bulan yolların
uzunluğu o memleketin sanayisinin ve doğal gelişiminin temelidir. Rus
İmparatorları içerisinde bu gerçeği ilk anlayan Büyük Petro’dur. Rusya’nın
kuzeyinde yer alan Kuzeybuz Denizi ve Kamçatka Denizi, deniz ticareti
için uygun değildir. Bu nedenle Petro, deniz ticaretini geliştirmek için
sınırlarını kuzeyindeki Baltık Denizi ile güneyindeki Karadeniz sahillerine
kadar genişletmiştir. Kendisinden sonra gelen Rus İmparatorları’da bu
amaca uygun olarak Karadeniz politikasını başarıyla sürdürmüşlerdir. Fakat
Petro’dan sonra sürdürülen politikaya rağmen Sivastopol ve Libau dışında
Rusya ticarete uygun liman elde edememiştir. Archangel, Kronştad ve Reval
gibi limanları ilkbaharın yarısına kadar buzlarla kaplı olduğundan ticarete
uygun değildir. Hocabey (Odesa), Nikolayef ve Rostov gibi limanları da kış
mevsiminde haftalarca hatta aylarca kapalıdır. Bunun yanında Baltık Denizi
ve Karadeniz dışarıya boğazlarla açılan ve yabancı devletlerin elinde birer iç
deniz olup, Rusya’nın deniz ticaretine kapalıdır. Rusya, sulh zamanlarında
Belt, Sünne, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan ticaret gemilerini
serbestçe geçirebilmektedir. Fakat bu serbestlik sadece tüccar gemilerine
mahsus olup onlarda geçtikleri boğazlarda gerekli teftiş ve muayeneye
tabidirler. Rusya donanması ise tüccar gemilerini koruyamadığı gibi
Akdeniz’de de siyasi olarak bir hakimiyeti yoktur. Rusya’nın Akdeniz’e
donanma gönderebileceği tek çıkışı binlerce mil uzaklıktaki Baltık
Denizi’dir. Dolayısıyla Rusya’nın Akdeniz’de etkin olabilmesi için mutlaka
başka bir devletin yardımına ihtiyacı vardır. Sulh zamanında durum böyle
iken savaş zamanında İstanbul ve Çanakkale Boğazları kapatıldığı için
Rusya’nın deniz ticareti tamamen kesilmektedir.
Rusya’nın servet ve mamuriyeti artıkça, Asya’ya doğru genişlemesi
devam etmektedir. Bu bölgelerde ihracat ve ithalatı yoğunlaşmakta
dolayısıyla ticaret için deniz yollarına sahip olabilmek adına gösterdiği
gayret artmaktadır. Dolayısıyla Rusya’nın Avrupa topraklarına sürekli
devam eden genişlemesi ve Slav milletlerini birleştirme arzusunun temelinde
yatan sebep de budur.
Rusya’nın akrabalık gibi nedenleri ileri sürerek ele geçirmeye çalıştığı
yerlerde mahsulat o kadar çokturki bunları ihraç edecek liman bulamayan
hükümeti çok büyük sıkıntı çekmektedir. Galiçya, Sırbistan ve
Bulgaristan’ın ele geçirilmesi Rusya’nın bu konuda sıkıntısını bir nebze de
olsa hafifletecektir. Bunlara rağmen her mevsimde ticarete açık ve harbe
müsait liman ve boğazların ele geçirilmesi mutlaka şarttır. Büyük Okyanus
kıyılarının 1858 senesinde ele geçirilmesi üzerine burada bulunan Nikolayef
ve Viladivostok’un askeri liman haline getirilmesi buna bir delildir. Yine
Rusya’nın, Norveç’ten Wardenger limanının kendi kullanımına verilmesine
dair teklifinin reddi üzerine Kuzey kutbuna daha yakın bir yerde bulunan ve
sadece balık avlamaya müsait Kola limanını inşa etmeye başlamasını da
deniz ticareti için müsait yollar aramasından dolayıdır. Kısacası, Rusya için
Avrupa’daki ticaretini geliştirmek adına serbest boğazlar elde etmesi
gereklidir. Bu nedenle Rusya tüm dikkatini Akdeniz’e çıkan boğazlara
vermelidir. Zaten en önemli boğazlarda bu bölgededir. Rusya’nın kuzey
limanları yerine güneye yönelmesini gerektirecek sebepler şunlardır: 1-
Rusya’nın Prut, Dinyester, Buğ, Dinyeper, Don ve Volga gibi verimli
arazilerinin bulunduğu ve topraklarının üçte ikisini oluşturan kısmı
Karadeniz ile bağlantılıdır. 2-Akdeniz’in geniş bölgeye hakim olması burayı
siyasi ve ticari olarak önemli kılmaktadır. 3-Akdeniz’in dini merkezlere olan
hakimiyetidir.
Rusya’nın sıcak denizlere çıkmak için çaba sarfetmesi sadece ticaret
için değildir. Birde bunun siyasi yönü vardır. Rusya, kötü niyetli rakipleri
tarafından konulmuş bazı sınırlandırmalarıda ortadan kaldırmak
istemektedir. Sürekli zayıflayan Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan İstanbul
ve Çanakkale Boğazları’na sahip olmak isteği Rusya’yı bu yönde hareket
etmeye sevk etmektedir. Rusya, bunun için Karadeniz’de bir donanma teşkil
etmiş ve bazı askeri tedbirler almıştır.
Rusya bunların yanında Balkan yarımadasını ele geçirmek içinde
planlar yapmaktadır. Fakat bu sadece silah zoruyla yapılabilecek bir şeydir.
Rusya’nın Balkanları ele geçirme planlarına dair 1888’de iki eser
yayınlanmıştır. Birincisi, Otto Wachs’ın “İstanbul Muharebesi”, diğeri ise
yazarı belli olmayan “İstanbul’un Rusya’ya Üçüncü Payitaht Olması” adlı
eserdir. Yine 1888’de Belçika Askeri Ceridesi’nde Elb. K. imzasıyla
yayınlanan “Dersaadet ve Balkan Şibh-i Ceziresi” adını taşıyan makaleler ile
1892’de F. imzası ile yayınlanan ve “Rusya Boğaziçine Hücuma Cesaret
Edebilecek midir?” adlı uzun makalenin de konusu Rusya’nın İstanbul’a
nasıl saldrıcağı, Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletlerinden yardım
alamazsa nasıl karşı koyacağına dair ihtimalleri konu edinmektedir. O.
Wachs, Osmanlı istihkamlarının sağlamlığı ve donanmasının karşı koyacağı
ihtimali nedeniyle Karadeniz Boğazları’ndan geçmenin mümkün olmadığını
belirttikten sonra Domuzdere ve Riva civarında boğazın iki sahiline asker
çıkarmak veya Batum üzerinden hücum etmek gerektiğini ileri sürmüştür.
Yine Heeres Zeitung gazetesinin 21 Ocak 1888 tarihli nüshasında
M. B. K.
imzasıyla yer alan bir makalede de boğazlardan zorla geçmenin mümkün
olmadığı ifade edilmiştir. Hatta “deniz lağımları” var ise bunun imkansız
olduğu belirtilmiştir. Buna karşın Anadolu tarafından bir hücum yapılırsa
tabyelerin kolaylıkla ele geçirilebileceği ileri sürmüştür. “Rusya’nın Üçüncü
Payitahtı” adlı eseri yazan meçhul kişi ise Boğaziçi ve Çanakkale
istihkamlarının İstanbul’u korumak ve muhafaza etmek için yeterli olduğunu
dolayısıyla denizden yapılacak bir saldırının başarılı olmayacağını
belirtmektedir.Devamını okumak için tıklayın

Kategorisi Tarih • Tags: , , , , , , ,

Yorum Yaz

Protected by Copyscape Online Infringement Detector