Rusların Genişleme Politikasının Günümüz Türk Dünyası Üzerindeki Sonuçları

YARDIM İÇİN FACEBOOK HESABIM : https://www.facebook.com/mehtap.simsek.35
By admin - Tarihi: Pazartesi, Mart 4, 2013 - Kaydet & Paylaş - Yorum Yaz

Rusların genişleme politikasının günümüz Türk dünyası üzerindeki sonuçlarını araştırınız

 

Türk Dünyası, 20. yüzyılın sonları ve 21. yüzyılda tüm Türk halkları için kullanılan coğrafi ve kültürel bir kavramdır.[1] Oldukça geniş bir coğrafya alanını kapsayan Türk Dünyası içinde en batıda Kosova, Karadağ, en doğuda Moğolistan yer alır. Bu coğrafyayı Avrasya coğrafyası olarak belirtmek mümkündür.

Türk Dünyası kavramı Türk halklarının Orta Asya, Anadolu, Kafkasya, Rusya-Sibirya, Orta Doğu, İran ve Balkanlar coğrafyasında genel bir yayılım gösteren Türk halklarını ve Türk devletlerini ifade etmektedir.

Rusya’nın Kafkasya Topraklarını İşgali
Kuzey Kafkasya’ya yerleşmeye çalışan Rusya’yı bölgede ancak 10. yüzyılda görebiliriz. Bu
dönemde her ne kadar Türk ve Moğol etkisinden daha az etkide bulunsalar da, Moskova bu
yüzyıllarda Kafkasya’nın kuzeyinin kendisi için önemini kavramış bulunmaktadır. Rusya ile
Kuzey Kafkasya arasındaki ilk ilişki 914 senesinde “Variyag” adlı sefer heyetinin Don ve Volga
Nehirlerinden geçmesiyle başlamıştır. Kırım’ı ilhak ederek Kuzey Kafkasya’ya nüfuz etme
imkânı bulan Osmanlı, Kafkasya’nın tamamını birtakım nedenlerden dolayı kaybetmiştir. Bu
nedenlerin en önemlileri, İran ile olan savaşlar ve başka bölgelere yoğunluk verilerek
Kafkasya’nın unutulmasıdır.
Rusya’nın Kafkasya’da ilk hâkimiyeti “Kazan” şehrini ele geçirmesiyle başlar. 1552 yılında
Kazan’ın ele geçirilmesinin ardından 1554 yılında da Astrahan ele geçirilmiş ve Rusya
Kafkasya’da kalıcı olmaya başlamıştır. Ancak işgallerin sistemli hale getirilmesi Büyük Petro
döneminde mümkün olmuştur. Büyük Petro sınırları doğuda Hindistan, batıda ise İstanbul
olan bir dünya imparatorluğu kurmak istemiş ve politikasını bu amaç doğrultusunda
uygulamaya koymuştur. Öncelikle Kuzey Kafkasya’ya seferler düzenleyerek Çerkezistan’ın
önemli bir bölümünü, daha sonra ise İran’a ait olan Derbent, Bakü, Geylan, Mazenderan ve
Esterabad şehirlerini ele geçirmiştir.
Büyük Petro’nun ölümünün ardından Çariçe Katerina (1763) dönemine kadar Kuzey
Kafkasya’ya sefer yapılmamış, ancak Çariçe Katerina ile birlikte Ruslar Kafkasyalılar ile on dört
sene savaşmışlardır. Kuzey Kafkasya’da Kazak Cumhuriyeti’ne de son veren Rusya “Kazak
Stanitsa”ları kurarak Kazakları Rusların Kafkaslardaki öncü karakolu ve baş istilacıları
yapmışlardır. Ruslara olan düşmanlığın sona erdirilmesi için de ele geçirilen topraklar
Kazaklara geri verilmiştir. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla birlikte Gürcistan Osmanlı
hâkimiyetinden çıkarak Rusya’ya dâhil olmuştur. 18. yüzyılın sonunda Rusya, Güney Kafkasya
da dâhil olmak üzere Kafkasya’da hâkimiyetini tamamlamıştır. 19. yüzyılda Kuzey Kafkasya
bölgesi kanlı savaşlara ve sürgünlere tanık olmuştur
Rusların Kafkasya’ya yerleşme politikasının sonucu olarak;sadece 1864’te 1 milyon 500 bin
Kafkasyalı yurdundan olmuş, binlercesi sürgün yolculuğunda açlık ve kötü koşullara yenik
düşerek can vermiş, binlercesi Karadeniz’in dalgalarına dayanamayan gemilerin batmasıyla
engin sularda boğulmuş, yüzlercesi kalıcı hastalığa yakalanmış, binlercesi getirildikleri
yerlerde köle olarak satılmış, yüzlerce kadın zorla tecavüze uğramıştır. Ayrıca sürülenlerin
toprakları, evleri ve sahip olduğu diğer tüm mal varlıkları Kafkasya’ya ikame ettirilen Rus ve
Kazaklara verilmiştir
Rusya’nın emperyalist ilgisi kendi toprakları dışındaki yakın çevresiyle sınırlı değildir. Rusya
Federasyonu, bir asra yaklaşan bir süredir kendi toprak bütünlüğü içerisinde olmalarına
rağmen diğer Kafkas Cumhuriyetleri’ne karşı da emperyalist bir ruhla hareket etme çelişkisi
içerisindedir. Üstelik SSCB’nin dağılmasından sonra bile Çeçenistan dışında diğer Kafkas
ülkelerinden hiçbirinde Rusya Federasyonu’nun toprak bütünlüğünü tehlikeye sokacak ciddi
bir hareket gözlemlenebilmiş değildir. Tam tersi Rusya’nın egemenliği altına aldığı yerlerdeki
korku ve kuşkuya dayalı baskıcı tutumları ve beslediği emperyalist ruh, bölge insanlarına
1864’ü unutma şansı vermemektedir. Rusya buralarda kendi egemenliğinden şüphe
edercesine hareket etmekte ve halkların dizginlerini elinde tutmak için baskıcı eğilimlere
yönelmektedir. Rusya bugün de bazı uluslararası metinlere imza atmakla birlikte özellikle
Avrupa ülkelerinin güvenini hala kazanamamıştır.
Bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin Kurulması
1917 yılında Çarlık Rusya’sında Bolşevik Devrimi patlak vermiştir. Devrim Rus olmayan
milletlerin hürriyetlerini ilan etmesine imkân tanımıştır. Bolşevikler iktidarı ele geçirir
geçirmez Rusya’da yaşayan halklarla barış ve uzlaşma içinde olduklarını belirterek onların
desteğini almak istemişlerdir. Bu politika doğrultusunda Stalin, 5 Aralık 1917 günü Rus
olmayan milletlere şunları söylemiştir “Rusya Müslümanları, Volga kıyıları ve Kırım Tatarları,
Sibirya ve Türkistan Kırgızları, Güney Kafkasya Türkleri ve Tatarları, Kafkas Çerkesleri, Çarlar
ve Rusya’nın diktatörleri tarafından camileri, ibadethaneleri tahrip edilen itikadleri ve
ananeleri çiğnenen sizler; şimdi inançlarınız, adetleriniz, milli müesseseleriniz ve kültürünüz
serbesttir, dokunulmazdır.”
Rusya’nın da içinde olduğu karışık dönemden faydalanan Kuzey Kafkasya’nın siyasi liderleri
Viladikafkas’ta “Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Ulusları Kurultayı”nı toplayarak “Birleşik Kafkas
Dağlıları Birliği’nin Geçici İdaresi” adı altında ulusal bir kuruluş meydana getirmişlerdir. Bu
kongre Kuzey Kafkas halklarının her ne kadar etnik açıdan bölünmüş olsalar da Rusya’ya karşı
bir birlik ve beraberlik içinde hareket ettiğini göstermektedir. Ayrıca kongre bağımsız bir
Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ne doğru atılan önemli bir adım olmuştur. Balkanlarla
karşılaştırıldığında bile çok daha fazla karmaşık yapıda olan etnik gruplar, büyük güç Rusya
söz konusu olduğunda ortak bir fikri paylaşmaktadırlar. Bu fikir: “Bağımsızlık” fikridir.

Kategorisi Tarih • Tags: , , , , , , ,

Yorum Yaz

Protected by Copyscape Online Infringement Detector