10.Sınıf Tarih Kitabı Cevapları Sayfa 62

YARDIM İÇİN FACEBOOK HESABIM : https://www.facebook.com/mehtap.simsek.35
By admin - Tarihi: Çarşamba, Eylül 26, 2012 - Kaydet & Paylaş - Yorum Yaz

10.Sınıf Tarih Kitabı Cevapları Sayfa  62 Cevabı,Cevap,Soru,Kitap

Osmanlı Devleti’nde Ekonomik Gelişmeler ve Toplum Yapısı

SoRu 1: Bütçe,Üretim Dengesi ve Ekonomik Faaliyetler Kavramlarının Anlamları

CEVAPLAR
Bütçe Nedir: Gelecek faaliyet dönemi için, işletmenin amaçlarına, hedeflerine ve işletme politikalarına uygun olarak işletme yönetimi tarafından hazırlanan gelecek dönem faaliyetlerini ve sonuçlarını parasal ve sayısal olarak ifade eden raporlara bütçe deniliyor.

Üretim Dengesi : İnternette yaptığım araştırmada üretim dengesinin tanımını bulamadım.Üretici dengesi var.ÜRETİCİ DENGESİ : üretim biriminin kâr maksimizasyonu ilkesi uyarınca davranarak en uygun olan üretim yöntemini seçmesiyle maliyeti minimuma indirmesi, dengeyi bulması.Üretim dengesinin tanımını bulan lütfen aşağıya yazsın..

Ekonomik Faaliyetler : Ekonomik faaliyet, sermaye, emek ve hammadenin birleştirilerek anlam kazanmasına ekonomik faaliyet denir.

Bireysel anlamda Ekonomik faaliyet: Bir kişinin işe giderek para kazanıp hayatını bügün ve yarın için sürdürebilmesi için faaliyette bulunmasıdır.
Kurumsal alanda Ekonomik faaliyet: Bir kurmun sermaye, emek ve hammede sağlayarak para kazanması, kazandırması ve üretim yapıp bunu idare etmesine denir.
Devlet anlamında Ekonomik faaliyet: Devletin halkının geçimini sağlaması vede ülkesinde üretilen ürünlerin yurt içi ve dışında rahatça dolaşımına ilişkin yaptığı icraatlardır.

 

SoRu 2: Osmanlı Devleti sınırları içinde çeşitli etnik grupların uzun yıllar barış içinde yaşamasının nedenleri neler olabilir?

 

CEVAP:
NOT: Bu cevap kendi araştırmalarım sonucunda yazdıklarımdır.Lütfen öğretmenlerinize danışınız..

Osmanlı Devleti’nin toplumsal, hukukî, siyasî ve idarî yapısı ırk esasına göre değil, “Millet Sistemi” denilen inanç temeline göre şekillenmiştir.

Osmanlı Devleti fethettiği topraklardaki etnik gruplara goşgörüyle davranmış,dillerinde inançlarında,kendi aralarındaki ilişkilerinde onları serbest bırakmıştır.İslam Hukuku’ndaki “dinde zorlama yoktur” esasını benimsemiş olan Osmanlı Devleti, ele geçirdiği topraklarda yaşayan gayrimüslimlerle bir zimmet anlaşması imzalamış, gayrimüslimler haraç ve cizye ödeyerek can ve mal güvenlikleri devlet tarafından emniyet altına alınmıştır.Osmanlılar fethettikleri topraklarda yaşayan farklı dinlere mensup insanların İslâm dinine girmeleri yönünde baskı uygulama bir tarafa bu insanların inanç ve vicdan hürriyetlerini koruma altına almışlardır. Üstelik birinin diğerine baskısına da müsamaha etmemiştir.  Böylece etnik gruplar Osmanlı Devleti himayesinde yüzyıllarca barış, huzur ve rahat içinde yaşamışlardır.Ulaşım ve iletişim teknolojisinin günümüzün sınırlarına bile ulaşmadığı çağlarda bu kadar etnik ve dini farklılıklara sahip gayr-ı Müslim toplulukların idaresi Osmanlı yönetiminin hoşgörüsü ve müsamahası ile mümkün olmuştur. Osmanlı’nın siyasi hakimiyet sahası içerisinde bulunan tebanın güvenliği ve hukukunun korunması esastır. Her iki ilkenin gerçekleşmesi bir tarafta barışı mümkün kılıyor, diğer tarafta hoşgörülü davranmayı sağlıyordu.

 

EKONOMİK GELİŞMELER
Soru : Paralar dönemsel olarak karşılaştırıldığında Osmanlı ekonomisinin gelişimi hakkında neler söylenebilir

 

10.sınıf Tarih Kitabında sayfa 62 de : Paralar dönemsel olarak karşılaştırıldığında Osmanlı ekonomisinin gelişimi hakkında neler söylenebilir sorusu var.Yıldırım Bayezıt döneminde gümüş para,Fatih Sultan Mehmet döneminde altın para bastırılıyorsa bu Osmanlı ekonomisinin geliştiğini gösterir.

Osmanlı Paraları Hakkında Genel Bilgi
İlk [Osmanlı parasını] Osman Gazi bastırdı. Devlet geleneğine uygun olarak basılan paralar 19. Yüzyıla kadar kullanıldı. Altın olarak basılan paralara sikke-i hasene, gümüş olanlarına akçe denirdi. İlk altın para (sikke) Fatih Sultan Mehmet devrinde basıldı. Osmanlılarda; altın, para, kuruş gibi paraların başlangıçta oranları şöyleydi: Bir altın altmış akçe, bir kuruş kırk akçe, bir para dört akçe idi. Enflasyondaki artış sebebiyle bu değerlerde zamanla değişmeler meydana geldi. ‘Kaimi-i nakdiye-i mutebere’ adıyla 1839 yılında ilk kağıt para bastırıldı. 1863 yılında bu paralar tedavülden kaldırıldı. Sultan Abdulmecid zamanında ilk madeni para basıldı. Basılan gümüş paraya, yirmi kuruş değerinde ‘mecidiye’ adı verildi. Yüz kuruş ‘bir Osmanlı Lirası’ olarak belirlendi.

Osmanlılarda Para ve Fiyat Hareketleri:
Osmanlılar, XIX.yüzyıla kadar bakır, gümüş ve altından yapılmış paralar kullandılar. Bu paralar darphane denilen yerde basılır ve genelikle adına sikke denirdi. Para gümüşten yapılmışsa akçe, altından yapılmışsa sikke-i hasene veya kırmızı adı verilirdi. Devletin bastırdığı bu paraların yanında yer yer ve zaman zaman başka ülkelerin paraları da kullanılırdı. Akçe aynı zamanda diğer paraların değerlerini belirlemede kullanılan
bir ölçekti. Meselâ bir altın 60 akçe, bir guruş 40 akçe, bir para 4 akçe idi. Geçen yıllar içinde Osmanlı parası da değer kaybına uğradı ve para sisteminde değişiklikler oldu. Akdeniz havzasındaki hızlı nüfus artışı, aynı yıllarda Amerikan gümüşünün Avrupa’ya akması, Avrupa’nın ticaret faaliyetlerini genişletmesi gibi nedenler yüzündenmOsmanlı ülkesinde hızlı fiyat artışları, yani yüksek enşasyon olayı görüldü. 1839
yılında ilk kez kâğıt para basıldı. Klasik dönemde Osmanlı toplumunun büyük bir bölümü mütevazı bir hayat
yaşamıştır. Genellikle hayat standardı geçimlik bir anlayış içinde olmuştur. Yöneticiler gibi toplumun üst grupları, nisbeten daha geniş imkânlara sahip olmuştur.

 

Soru: Üretilen malların halka ulaşmasında çarşıların önemi nedir?

 

CEVAP:
NOT: Bu cevap kendi araştırmalarım sonucunda yazdıklarımdır.Lütfen öğretmenlerinize danışınız..

Kentte üretilen ürünlerin yanı sıra, kent ve ülke dışından getirilen ürünler yerli ve yabancı alıcılarla çarşılarda buluşur. Çarşılar aynı zamanda kendi ticari ve ekonomik kurallarını oluşturur.
‘kale düşerse kent düşer, çarşı düşerse kent ölür’  sözü çarşıların toplum hayatında ne kadar önemli olduğunu gösterir.

 

ÇARŞI HAKKINDA GENEL BİLGİ
Çarşı, üstü kapalı ya da açık alışveriş yerleri topluluğudur. Günümüzde daha çok dükkân topluluğu olarak algılanır. Farsça “çâr-su” (dört taraf, dört tarafa hakim olan mevki) sözünden bozulmuştur. Farsça da olmayan Türkçe “çarşu-çarşı” kelimesi Türkler tarafından Farsçadan alınan “çâr-su” kelimesi ile ifade ediliyordu. Fakat İranlılar Farsça “çâr-su” kelimesini hiçbir zaman “çarşı-bazar” anlamında kullanmamış, bu kullanımı sadece Türkler tercih etmişlerdir. Fars dilinde üstü kapalı alım-satım yerlerine bâzâr denildiği bilinmektedir. Bu tabir zamanla Batı dillerine de geçmiştir.
İstanbul’da Osmanlı döneminde bazar/pazar ve çarşı kelimeleri birçok hususlarda birbirine karışmıştır. Türkler “bazar ve çarşı” kelimelerini birbiri ile aynı anlamda kullanmalarına rağmen, Selçuklu döneminde ve Osmanlı’nın ilk devrelerinde daha çok kullanılan “bazar” sözcüğünün yerini XV. yüzyıldan itibaren giderek çarşı kelimesinin aldığı görülmektedir. Bazar/Pazar kelimesi ise kırsal kesimlerde mevsimlik oluşturulan alışveriş mekânları, köy ve kasabalarla şehirlerde haftanın belirli günlerinde kurulan açık alışveriş yerleri için kullanılmıştır. Çarşı ise yerleşik esnafın faaliyet gösterdiği dükkânların toplandığı yerlerle kapalı alışveriş mekânlarını ifade eder hale gelmiştir.
Tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi olan İstanbul’un çarşıları, Bizans’tan günümüze, zenginliği, çeşitliliği, canlılığıyla ünlüdür.
Bizans döneminde şehrin belirli yerlerinde belirli caddelerin iki tarafında sütunlar bulunuyor ve bunların yağmur ile güneşten koruduğu saçakların gerisinde dükkânlar sıralanıyordu. Böyle caddelere “embolos” deniyordu. Bu caddelerin en önemlisi şehrin ana yolu olan “Mese” idi. (Şimdiki Divanyolu-Yeniçeriler Caddesi)
Fetihten sonra, XV. yüzyılın ortalarından itibaren imar ve iskânına başlanan İstanbul’un her iki yakasında kurulan yeni mahallelerde çarşılar ve pazarlar oluşmaya başlamıştır. Bu çarşılardan bir bölümü, günümüze kadar gelen semt ve sokak adlarından da anlaşılacağı gibi, belli bir ürünün yapım ve satışında uzmanlaşmışken, bir bölümü her çeşit dükkânın ve imalathanenin bir arada yer aldığı çarşılardır.
İstanbul’un, ticaret yolları üzerinde olması, gerek kültürel gerekse ticari faaliyetler açısından büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle İstanbul, tarih boyunca hep önemli bir alışveriş merkezi olmuş ve değişik ülkelerden gelen tüccarların buluşma noktası haline gelmiştir. Önceleri Hindistan ve Uzakdoğu’dan, daha sonra ise Avrupa’dan gelen mallar İstanbul’da toplanmış; aynı şekilde Osmanlı ülkesinde üretilen en değerli mamuller payitaht olan İstanbul’un pazarlarında satışa sunulmuştur. Fakat belirtmek gerekir ki İstanbul sadece ithal edilen veya başka bölgelerde üretilen malların satıldığı zengin bir pazar değil, aynı zamanda çok önemli bir üretim merkezidir. Dolayısıyla İstanbul’un çarşılarında hem ithal edilen hem de burada üretilen her türden ve kaliteden mallar bulunabilmekteydi.
Çarşılar, Osmanlı toplumunda günlük yaşamın en hareketli olduğu ve hayatın nabzını takip edebileceğiniz en uygun mekânlardan biridir. Çarşılar ister kapalı, ister açık şekillerde olsunlar binlerce yıldan beri toplumsal yapının en hareketli ve renkli tarafını teşkil etmişlerdir. Çünkü orada her kesimden erkek, kadınla karşılaşabilirsiniz. Dünyanın farklı yerlerinden insanlarla muhatap olabilir ve değişik dillere ve yerel ağızlara rastlayabilirsiniz. Dolayısıyla bu mekân, kültürel kaynaşma ve tanışma açısından da önemli bir görev üstlenmiştir. Sosyal ve ekonomik hayatın sahneleri bu çarşılardır, bazıları cıvıl cıvıl kaynaşan, bazıları az fakat özlü müşteriyi bekleyen tezgâhlardır. İstanbul’da ev, çarşı, pazar, cami, medrese, mezarlık, kahve, han, hamam, arasında dikkat çekici bir bağlantı vardı. Eskilerin şehircilik anlayışlarında bunlar önemli bir yere sahipti. Bunlar içinde de çarşılar, toplum hayatına dinamizmi veren müesseseler olarak öne çıkmaktaydı.
Osmanlı çarşılarının işleyişinde lonca teşkilatları etkin bir güçtü. Lonca teşkilatı sayesinde esnaf belli bir sistem ve düzene göre ticaret yapmaktaydı. Bu teşkilat satış ve üretimle alakalı bazı ahlak kurallarının oluşumunu sağlamıştır. Osmanlı çarşısında bir esnafın komşusu siftah yapmamışsa müşteriyi ona göndermek bir âdetti. Yine varisleri bulunan ama mezada düşmüş hacizli malın satışına “ağlayanın malı gülene hayır etmez” düşüncesiyle çarşı esnafından kimse katılmazdı. Çarşılarda aynı iş kolundan birinin diğerinin önüne çıkmasına ya da ona engel olmasına izin verilmezdi. Tüm bu ayrıntılar da Osmanlı toplumunda iş, ticaret ve esnaf ahlakını göstermesi bakımından önemlidir. Esnafın kendi kazancını sağlamaya çalışmasının yanında komşusunu da gözetmesi, zor durumdaki bir kişinin durumundan faydalanmaya tenezzül etmemesi, tam manasıyla yardımlaşma, fedakârlık ve düşünce örneğidir.
İstanbul’da, büyük camilerin çoğunun çevresinde, medrese, imaret gibi yapılarla birlikte muntazam çarşılar da inşa edildiği bilinmektedir. Cami külliyelerine dâhil olan ve “arasta” diye adlandırılan bu çarşılar külliyelerin bakımları için gelir sağlamak ve külliyenin çevresine canlılık vererek, külliyenin merkez konumdaki camiye cemaat sağlamak amacıyla yapılmışlardır. Bu çarşıların bir kısmı Osmanlı’nın son dönemlerinde, önemli bir kısmı da İstanbul’daki Cumhuriyet sonrası altyapı çalışmalarında yıkılmıştır

Kategorisi Tarih • Tags: , , , , , , , ,

Yorum Yaz

Protected by Copyscape Online Infringement Detector