6. Sınıf İpek Yolunda Türkler Konu Özeti

YARDIM İÇİN FACEBOOK HESABIM : https://www.facebook.com/mehtap.simsek.35
By yakaza - Tarihi: Cuma, Ocak 10, 2014 - Kaydet & Paylaş - Yorum Yaz

6. Sınıf İpek Yolunda Türkler Konu Anlatımı 6. Sınıf İpek Yolunda Türkler Konu Özeti,6. Sınıf İpek Yolunda Türkler Özet

1. KONU : DESTAN YAZAN TÜRKLER

1. HUNLAR
Türk adının ne anlama geldiği konusunda pek çok görüş ileri sürülmüştür.Kaşgarlı Mahmut’a göre Türk kelimesi “olgunluk çağı”, Alman Türkolog Müller’e göre “güçlü, kuvvetli” anlamına gelmektedir.
Türkiye kelimesi, coğrafi bir terim olarak ilk defa Orta Asya için VI. Yüzyılda Bizanslılar tarafından kullanıldı. Bizanslılar, IX. ve X. yüzyıllarda ise, Asya’nın batısından Orta Avrupa’ya kadar olan bölgeye Türkiye demişlerdir. Avrupalılar ise XIII. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya “Türkiye” demişlerdir.


Türk toplulukları, Orta Asya’dan kuraklık, salgın hayvan hastalıkları, boylar arasındaki mücadeleler gibi nedenlerle göç etmişler, bu göçlere katılmayan Türk toplulukları ise Bü-yük Hun Devleti’ni kurmuşlardır. Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmeyen Asya Hun Devleti hakkındaki ilk bilgilere MÖ. 318 yılında Çin ile yapılan ticari bir antlaşmada rastlamaktayız.

MÖ. 220 yılında başa geçen ve Hunların bilinen ilk hükümdarı olan Teoman, Hun boylarını teşkilatlandırdı ve Çin’e akınlar düzenledi. Teoman’dan sonra MÖ. 209 yılında yerine oğlu Mete geçmiştir. Mete’nin başa geçmesiyle Büyük Hun Devleti’nin en parlak dönemi başlamıştır.
MÖ. 197 yılında Çin imparatoru Kao–ti’nin 320 bin kişilik ordusunu mağlup eden Mete, Çin İm-paratorunu çok ağır koşullar içeren bir antlaşma imzalamaya mecbur bırakmıştır. Bu antlaşmaya göre, Çin bozkır bölgelerini Hun Devleti’ne terk edecek yıllık vergi ve ipek verecekti. Bu şekilde Mete, o çağda Asya kıtasında yaşayan bütün Türkleri tek bir bayrak altında toplamış oluyordu.
Hun Türklerine ait meşhur “Oğuz Kağan Destanı’nda” anlatılan Oğuz Kağan’ın gerçekte Mete Han olduğu kabul edilir.

Çin Seddinin yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte uzunluğu 10 bin kilometreyi bulur. Bugün ayakta duran kısım Ming Hanedanı devrinden kalan 3 bin kilometrelik settir. Ancak asıl inşaat, M.Ö. 221 ile M.S. 608 yılları arasında yapılmıştır.

Seddin yüksekliği yer yer değişir. Sanılanın aksine Çin seddinin tamamı tuğlalardan oluş-maz. Bazı yerleri çok zayıf, kuvvetsiz maddeler-den (kum, kerpiç) yapılmıştır ve bu duvarlar çok kısadır. Bu zayıf duvarların amacı devleti saldı-rılardan korumak değil kaçak düşmanı yavaş-latmaktır. Genellikle duvarın yüksekliği 4–6 met-re, taban kalınlığı 7 metre ve üst kalınlığı ise 6 metre civarındadır. Kalın olan yerlerin üzerinde atlar ve arabalar gidebilmektedir. Kalın duvarlar boyunca siperlik ve okçu delikleri vardır. 200 met-rede bir gözetleme kulesi veya kale ve 9 kilomet-rede bir fener kulesi bulunur. Duvar üzerinde yer yer saray ve tapınaklara da rastlanır. Bazı yerler-de setler, kademeli savunmaya imkan verecek şekilde birkaç sıra halinde yapılmıştır.

KAVİMLER GÖÇÜ (375)

Hun İmparatorluğu MÖ.58’de Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldıktan sonra MÖ.48’de de Kuzey ve Güney diye ikiye ayrılmıştır.
Kuzey Hun Devleti yıkıldıktan sonra Dinyeper Nehri ile Aral Gölü’nün doğusu arasındaki bölgeye yerleşen Hunlar, 4. yüzyılın ortalarından itibaren geçim şartlarının zorlaşması, kuraklık, Çinlilerin baskıları ve diğer sebepler yüzünden batıya doğru göç etmeye başladılar.

Doğudan batıya doğru devam eden Hun akınları sonucunda, Barbar kavimler (Vizigot, Ostrogat, Vandal, German) Hunların önünden batıya doğru kaçmışlar ve Roma İmparatorluğu’nun topraklarına girmişlerdir. Dinyeper Nehrin’den İspanya’ya kadar bütün Avrupa’nın karışmasına sebep olan ve Avrupa’nın etnik haritasını değiştiren bu büyük olaya “Kavimler Göçü” adı verilir. (375)

2. GÖK TÜRKLER ( KÖK TÜRKLER )

Altay Dağlarının doğu eteklerinde Avarlara bağlı olarak yaşayan ve onların demircilik işlerini yürüten Göktürkler, Uluğ Yabgu zamanından itibaren gittikçe kuvvetlenmeye başladılar. Bumin Kağan Avarlara isyan ederek onları mağlup etti ve 552 yılında merkezi Ötügen olan ve tarihte Türk adıyla kurulmuş olan ilk Türk devletini yani Göktürk Devleti’ni kurdu. Bumin Kağan asıl hükümdar sıfatıyla devletin doğu kanadını idare ederken, kardeşi İstemi Yabgu’ya da kendisine bağlı olarak devletin batı bölgesini yönetme yetkisini verdi.

İstemi Yabgu, İpek Yolu’nu hakimiyeti altında bulunduran Akhun Devleti’ne karşı harekete geçti. Sasani Devleti ile yaptığı işbirliği sonucu Akhun Devleti yıkılınca Akhun Devleti’nin toprakları iki devlet arasında paylaştırıldı.

Bir müddet sonra İpek Yolu’nu tek başına ele geçirmek isteyen Sasaniler İpek yolunu kapattılar. Bunun üzerine İstemi Yabgu, Göktürk Devleti’nin ekonomik kaybını engellemek için Bizans Devleti ile işbirliği yaparak İpek Yolu’nu tekrar açtırmak istedi. Bu amaçla 568 yılında Bizans’a bir Göktürk elçilik heyeti gönderildi. Bu, Orta Asya’dan Bizans’a giden ilk elçi heyetiydi. Bu ittifak sonucunda iki devlet Sasaniler ile mücadeleye giriştiler ve Sasanilerin denetimindeki İpek Yolu’nu tekrar açtılar.

3. UYGURLAR

Uygurlar, 5. yüzyılın ikinci yarısında Selenga Irmağı civarında bir birlik oluşturdular. 6. yüzyılda I. Göktürk Devleti’nin hakimiyeti altına girdiler 630 yılında yarı bağımsız bir halde görülen ve gittikçe kuvvetlenmeye başlayan Uygurlar, II. Göktürk Devleti kurulunca onun himayesine girdiler. 744 yılında Göktürk Devleti’ni yıkarak Ötüken’de kendi devletlerini kurdular. İlk hakanları Kutluk Bilge, Orhun nehri kıyısında Ordu–Balık şehrini kurduktan sonra Karluklara karşı yapılan harekatta öldü. Yerine geçen Moyen Çur Karlukları ve Türgişleri mağlup etti.

Moyen Çur’dan sonra yerine geçen Bögü, Çini kontrol ve nüfusu altına alarak bu ülkenin ticaretini ele geçirdi. Ülkesine dönerken Çin’den dört Mani rahibini de yanında getirmiştir. Bu rahiplerin telkinlerinden etkilenen Bögü Kağan 763 yılında Mani dinini ülkesinde resmi din ilan etmiştir.

805 yılında başa geçen Kutluk Bilge Kağan Dönemin’de Uygurlar Mani dininin etkisiyle yavaş yavaş yerleşik hayata geçmeye başladılar. Daha sonraki kağanlar döneminde zayıflayarak 840 yılında yıkıldılar. Ve bulundukları bölgeler Moğolların egemenliğine geçmeye başlamıştır.

2 .KONU : KUTSAL OCAK

Tarih süresince askeri düzenle birlikte doğup, gelişen Türklerin tarihi, dört bin yıl öncesine dayanır. Orta Asya’da başlayan uzun öykü, büyük göçlerin neden olduğu hareketlilikle tüm ana kanallara yayılmıştı.

Türk ordusunun temellerini büyük Türk hükümdarı Mete Han atmıştır. Ordunun temelini “onlu sisteme” göre düzenlenmiştir. Bu sistemde en büyük askeri birlikler on bin kişiden oluşan tümenlerdir. Bu sistem günümüz Türk ordusu yanında birçok yabancı devlet tarafından da kullanılmaktadır.

1923 yılında kuruluşundan bugüne kadar, savunma politikasını Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesi çerçevesinde şekillendiren Türkiye, küresel ve bölgesel istikrarın ko-runmasına yönelik girişimlere aktif bir şekilde katılım yönünde gayret göstermektedir.
Türkiye, sorunlara barışçı yollardan çözüm bulunmasını, çözüm bulunamaması halinde, çatışma-ların kısa sürede durdurularak kalıcı ve adil barışın tesis edilmesini esas alan bir politika izlemekte ve bu politikanın gereği olarak da, barışı destekleyen tüm faaliyetlere katkıda bulunmaktadır.

3. KONU : İPEK YOLU

Çin’den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığla Avrupa’ya kadar uzanan ve dünyaca ünlü ticaret yoludur.

İpek Yolu sadece tüccarların değil, aynı zamanda, doğudan batıya ve batıdan doğuya bilgelerin, orduların, fikirlerin, dinlerin ve kültürlerin de yolu olmuştur.

Milattan yüzyıllar önce Mısırlılar, daha sonra da Romalılar, Çinlilerden ipek satın alırlardı. Ulaşım ise, daha sonra İpek Yolu adı verilen güzergahı izleyen kervanlarla sağlanırdı. İpekendüstrisi, eski çağlardan beri birçok milletin hayatında çok önemli bir yer tutmuştur.İpek Yolu çeşitli Türk uygarlıklarının ekonomik kaynağı olmuştur.

  4. KONU: IŞIK DOĞUYOR

1. İSLAMIYETIN DOĞUŞU SIRASINDA DÜNYANIN GENEL DURUMU

Bizans Devleti, Hristiyanlığın Ortodoksluk mez-hebini kabul etmiştir. Bizans, Ortodoksluğu resmi devlet dini haline getirerek siyasi amaçlarıyla bir-leşmiş. İstanbuldaki patrik tüm Ortodoksların dini lideri durumuna getirilmiştir.

Sasani Devleti’nde hakim din Zendüştük (Mecusilik) idi. Bu din iyilikle kötülüğün mücadelesini esas almaktaydı. Dinin kurucusunun adı Zerdüşt, kabul ettiği tanrı ise Ahura – Mazda idi. Ateş, Zerdüşt dinin de önemli bir yer tutmaktaydı. Ateşgede denilen yerde, yanan ateşi hiç söndürmez ve burada ibadet ederlerdi.

Göktürkler, Gök Tanrı inancına sahiptirler. Bu inanç sisteminde Gök Tanrı, en büyük güce sahipti. Hakanlar Gök Tanrının isteği üzerine tahta çıkar, savaşlarda onun yardımıyla zafere ulaşırlardı. Gök Tanrı için törenler düzenlenir  at ve koyun kurban edilirdi.Hindistan’da Kast sistemin’i benimseyen Hinduizm’e karşı Budizm doğmuştur. Budizm, Çin, Tibet ve Ja-ponya’ya da yayılmıştır. Felsefi bir düşüncedir. Buda’-nın ahlak anlayışının temeli doğruluk ve ruh temizli-ğidir.Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra papalar, Av-rupa’da ortaya çıkan feodal düzende kral ve derebeyler üzerinde bü-yük bir nüfuz elde etmişler, istedikleri kralı tahttan indirmişler, iste-diklerine de taç giydirerek kral yapmışlardır. Batı Roma Hristiyanlığın Katolik, Doğu Roma  Ortodoks mezhebini benimsemiştir.

4. HZ. MUHAMMED DÖNEMI

Hz. Muhammed 20 Nisan 570 günü Mekke’de dünyaya geldi. Küçük yaşta ailesini kaybeden Hz. Muhammed’i amcası Ebu Talip himaye etmiştir. Herkesin güvenini kazanmış, davranışları, iyi huyla-rıyla örnek insan olmuş, bundan dolayı Kureyşliler kendisine El–Emin (güvenilir) sıfatını vermiştir. Hz. Muhammed amcasının yanında kazandığı tecrübe ile hayatını ticaret yaparak kazanmaya başlamıştır. 25 yaşına gelince kervanlarını ve ticari işlerini yönettiği Hz. Hatice ile evlenmiştir.

Hz. Muhammed vaktinin büyük kısmını halktan uzakta Hira mağarasında geçiriyordu. Bu ma-ğaradayken bir gün Cebrail ona ilk vahiy olan “Oku” ayetini getirmiştir (610). Yüzyıllardır süre gelen es-ki inançları ve adetleri yıkıp, yeni bir dini yaymak kolay değildi. Hz. Muhammed ilk olarak yakınlarını davet etti. Ona ilk inananlar amcasının oğlu Hz. Ali, evlatlığı Zeyd, yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir, eşi Hz. Haticedir. Bu kişilere ilk müslümanlar denilmektedir. Kureyşliler İslâmiyet’i kabullenmeyip müs-lümanlara baskı yaptılar.

5.   DÖRT HALIFE DÖNEMI

Veda Haccından sonra Hz. Muhammed Medine’ye dönmüş kısa bir süre sonrada rahatsızlanarak vefat etmiştir (632). Hz. Muhammed’in vefatından sonra Hz. Ebu Bekir’le başlayıp, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali ile devam eden devreye, İslam tarihinde Dört Halife Devri denilir. Bu dönemde halifeler seçimle iş başına geldikleri için bu döneme “Cumhuriyet Devri”de denilmiştir.

Hz. Ebubekir Dönemi (632–634)

·    Zekat vermek istemeyen ve İslamiyet’ten dönen Arap kabileleri itaat altına alınmıştır.

·    Yalancı peygamberler sorunu çözümlenmiştir.

·    İslamiyetin dağılma tehlikesi engellenmiştir.

·    Kuran, kitap haline getirilmiştir.

·    Bizans mağlup edilerek Suriye’nin fethi için gerekli ortam hazırlanmıştır.

 

Hz. Ömer Dönemi (634–644)

·    Irak, İran ele geçirilmiş.

·    Filistin, Kudüs, Mısır ele geçirilmiş.

·    Düzenli ordu ve ordugahlar oluşturulmuştur.

·    Ülke toprakları eyaletlere ayrılmıştır.

·    Askeri ikta sistemi uygulanmıştır.

·    Adli teşkilat oluşturularak mahkemelere kadılar atanmıştır.

·    Mali teşkilat oluşturulmuş.

·    Divan örgütü oluşturulmuştur. (Askeri amaçlı, hicri takvim düzenlenmiştir.)

Hz. Ali Dönemi (656–661)

·    Cemel Vakası (Deve olayı) (656) : Müslümanların kendi aralarında yaptıkları ilk savaştır. Malup olan Hz. Ayşe, Şam Valisi Muaviye’nin yanına gitti. Bu arada Hz. Ali de Kufe’yi başkent yaptı.

Hz. Ali neden başkenti Medine’den Kufe’ye taşımıştır?

·    Sıffin Savaşı (658) : Şam Valisi Muaviye ile Hz. Ali arasında yapılmıştır. Savaş esnasında Muaviye taraftarlarının mızraklarına Kur’an ayetlerini asmasından ötürü savaş durduruldu ve olay hakemlere intikal etti. Her iki tarafın hakemleri iki lideri de halife ilan etmeyecekleri konusunda anlaştı ise de, Muaviye’nin hakemi buna uymadı ve Onu halife ilan etti. Böylece Hakem olayından sonra Müslümanlar üç gruba ayrıldı.

Türklerin İslamiyete Girişi

Emevilerin Maveraünnehir bölgesine ulaşmasıyla komşu olan Araplar ve Türkler Emevi yöne-timinin kötü tutumu nedeniyle İslamiyete pekte sıcak bakmamışlardır. Emevi Devleti’nin yıkılmasından sonra yerine kurulan Abbasi Devleti Dönemi’nde Türklerle Araplar arasında bir yakınlaşma başla-mıştır. Bu arada Çin, hem Abbasi Devleti’nin yeni kurulmasından hem de Türklerin dağınık bir şekilde yaşamaları ve siyasi otorite boşluğundan yararlanmak düşüncesiyle Doğu Türkistan’ı ele geçirerek Talas Irmağı kenarına kadar ulaşmıştır. İslam ordusu ve Çin kuvvetleri, Talas Irmağı kıyısında karşı karşıya geldiler. Bu arada Çin tehlikesini çok yakından hisseden Türk boylarından Karluklar da Abbasi ordusuna destek verdiler. 751 yılında yapılan savaşı Araplar kazanarak Çin’e ağır darbe vurmuşlardır.

Talas Savaşı’nın Sonuçları

·    Bu savaştan sonra Türkler arasında İslamiyet hızla yayılmaya başlamıştır.

·    Türklerle Araplar arasındaki savaşlar sona ermiş ve iki taraf arasında dostluk dönemi baş-lamıştır.

·    Türklerle Araplar arasında ticari faaliyetler artmıştır.

·    Çinlilerden kağıt üretimini öğrenen Müslümanlar Semerkant’ta kağıt üretmeye başlamışlar ve kağıt Çin dışında yayılmaya başlamıştır.

Türk boylarının hızla Müslümanlığı kabul etmeleri İslamiyete yeni bir güç kazandırmıştır. Şüphesiz Türklerin bu dini seçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve anlayışı ile İslamiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır:

image021(1) 6. Sınıf İpek Yolunda Türkler Konu Özeti

 GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI

Geleneksel Türk el sanatlarının tarihi çok eski devirlere, Orta Asya’ya kadar uzanır. Yapılan el sanatları ürünlerinde yaşam biçimi olan göçebe hayatın özellikleri, tarihî kalıntılardan da anlaşılmaktadır. İşlemeler ve motifler o dönemde çadır, halı, kilim, eyer takımları, elbiseler vb.e uygulanmıştır. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya gelen Türkler bu zengin sanat ve uygarlık kültürlerini de beraberinde getirmişlerdir. Isparta bölgesine yerleşen Türk boyları burada karşılaştıkları örnekleri ve yöntemleri kendi anlayışlarıyla bağdaştırmışlardır. Orta Asya’nın göçebe kültür işlemeciliğini ve sanatlarını burada geliştirerek sürdürmüşlerdir.

Eskiden Isparta’da dikiciler, mesciler, pabuççular, yemeniciler, çizmeciler, çarıkçılar, semerciler, mumcular, yağcılar, sabuncular, urgancılar, kendirciler, cezveciler, bakırcılar, kavafçılar, demirciler, çilingirciler, oymacılar, marangozlar, bıçakçılar, hasırcılar, nalbantlar, saraççılar, keçeciler vb. gibi sanat kollarının olduğu bilinmektedir. Ancak bu sanatların çoğu kaybolmuş, günümüzde azalarak devam eden halıcılık, dericilik, keçecilik, semercilik, nalbantçılık, ayakkabıcılık, marangozluk, demircilik, bıçakçılık, bakırcılık, kalaycılık, sobacılık son temsilcilerinin elinde yürütülmektedir. Bu sanat kollarını devam ettirecek çırakların olmayışı da kaybolmayı hızlandıran ayrı bir faktördür. Bu sanatların her birilerinin önceleri arastaları, sokakları, pazarları var iken günümüzde yalnızca ayakkabıcıların ve tuhafiyecilerin siteleri bulunmaktadır. Bugün devam etmekte olan marangozluğa rağmen eski ahşap süsleme sanatları, oyma ve nakışçılık da kaybolan diğer sanat kollarıdır. El sanatlarından yün ve kıldan imal edilen çuval, heybe, aba, çadır, kilim ve çulha gibi dokumalar ile işlemeler zamanın gelişen ihtiyaçlarına ayak uyduramayarak ortadan çekilmeye başlamışlardır.

Günümüzde, azalarak devam eden geleneksel el sanatlarından halıcılık, kilimcilik, semercilik, keçecilik, saraççılık, oya ve nakış işlemeleri yörede yaygındır. Kullanmak için yapılmasının yanı sıra çeyize koymak ve gelir elde etmek için yapılan el dokuma ve işlemeleri daha çok tarla ve bahçe işlerinin azaldığı kış döneminde yapılırlar. Dericilik, keçecilik, saraççılık, semercilik ve nalbantçılık gibi el sanatlarının günümüzde artık sadece Yalvaç ilçesinde, bıçakçılığın ise yalnızca il merkezi ile Uluborlu ilçesinde yapıldığı görülmektedir.

Kategorisi Sosyal Bilgiler • Tags: , , , , ,

Yorum Yaz

Protected by Copyscape Online Infringement Detector