Dinde zorlama yoktur ayetleri

YARDIM İÇİN FACEBOOK HESABIM : https://www.facebook.com/mehtap.simsek.35
By admin - Tarihi: Cumartesi, Haziran 15, 2013 - Kaydet & Paylaş - Yorum Yaz

Dinde zorlama yoktur ayetleri ayeti

Kur’an’ın getirdiği sistemin hayata geçirilmesi, öncelikle bu dinin bir bağlılar kitlesine sahip olmasına, sonra da sistemin bu sosyal kitle içinde etkin olmasına, uygulanmasına bağlıdır. Bağlılar kitlesinin oluşturulması aşamasında başka inançlara sahip kitlelerle; uygulama aşamasında ise İslam’ı bir din, bir sistem olarak tanıyan insanlarla ilişkiler söz konusudur. İşte bu aşamalarda İslam’ın takınacağı tavır, bu sistemde din hürriyeti kavramının belirleyici unsuru olacaktır. Biz burada önce İslam’da din hürriyetinin dinler arası boyutunu ele alacak, daha sonra da aynı konuya İslamî prensiplerin uygulanması noktasından bakacağız.

 

Değişik bir ifade ile “Bir gayri müslim müslüman olmaya, bir müslüman da ibadet yapmaya zorlanabilir mi?” sorusunu, İslamî bakış açısı ile cevaplamaya çalışacağız.
Din hürriyetinin dinler arası boyutu konusunda İslam’ın temel stratejisini belirleyen dayanak el-Bakara sûresinin 256. ayetidir:
“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğutu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
Görüldüğü üzere ayetin taşıdığı temel hüküm “Dinde zorlama yoktur” cümlesine yüklenmiştir. Bu ifadede yer alan “din” kelimesi terim anlamında değil, dinin temeli ve esası durumunda olan “inanç sistemi” anlamında kullanılmıştır. Buna göre ayette söz konusu olan zorlama, bir dine girme konusunda yapılacak zorlamadır.10 Burada kastedilen inanç sistemi de İslamî inanç sistemidir. Din içi zorlamanın yapılıp yapılamayacağı ise bu ayetin konusu değildir. Bu noktada tefsir bilginleri arasında görüş birliği bulunmakta ise de, ayetin taşıdığı hükmün kapsamının belirlenmesi konusunda farklı görüşler sergilenmiştir. Aşağıda bu görüşleri dile getireceğiz.

Yukarıda tercümesini sunduğumuz el-Bakara 256 ayetine yalın olarak bakıldığı zaman, taşıdığı hükmün genel olduğu, üzerinde hiç bir kayıtlama ve sınırlama bulunmadığı görülür. Ayetteki temel hükmün taşıyıcısı olan “lâ ikrâhe fi’d-Dîn” (= Dinde zorlama yoktur) ibaresinin çatısı, -”Nefyden sonra nekre umum ifade eder” kuralı uyarınca- bunu gerektirmektedir. Kur’an bu hükmü açıkça destekleyen başka ayetler de içermektedir:
“De ki, hak Rabb’inizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.”11 “Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Fakat Allah dilediğini doğru yola iletir.”12 “O halde sen mü’min olmaları için insanları zorlayacak mısın?”13
Kur’an, getirdiği bu düzenlemenin bir emr-i vakie dayanmadığını; bu konuda insan tabiatının ve hür iradesinin esas alındığını dikkatle vurgular:
“Rabbin dileseydi bütün insanları (aynı dine mensup) tek bir ümmet yapardı. (Fakat) onlar ihtilafa düşmeye devam edeceklerdir.”14
“Sen aşırı istek göstersen de, insanların çoğu iman edecek değillerdir.”15
Kur’an’ın inanç alanına baskı uygulanamayacağına dair ortaya koyduğu bu özgürlükçü tavrın yanında; inanç alanına baskı ve kısıtlamayı öngördüğü izlenimini veren ayetler, hadisler ve nüzül sebepleri planında sahabi kavilleri ile karşı karşıya bulunmaktayız:
“Bedevilerden (sefere çıkmayıp) geri kalmış olanlara de ki: “Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız. Onlarla müslüman oluncaya kadar savaşacaksınız.”16
“Ey iman edenler! Kafirlerden yakınınızda bulunanlara karşı savaşın ve onlar (savaşta) sizde bir sertlik bulsunlar.”17
“Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et.”18
“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a inanmayan, Allah ve Resülü’nün haram kıldığını haram kılmayan kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.”19
“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.”20
“Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resülü olduğuna şahadet edinceye, namaz kılıncaya ve zekat verinceye kadar insanlar ile savaşmam bana emredildi. Bunları yaptıkları zaman İslam’ın hakkı karşılığında olması müstesna, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. (İç yüzleri ile ilgili olarak) hesapları ise Allah’a aittir.”21
İbnu Abbas’tan gelen bir habere göre “(İslam’dan önce) çocuğu yaşamayan kadınlar, `eğer çocuğum yaşarsa onu yahudi yapacağım’ diye adakta bulunurdu. (Bu sebeple) Hz. Peygamber ile yaptıkları anlaşmaya uymayan Nadîroğulları sürgün edildiği zaman aralarında, Medine’li müslümanların çocuklarından (daha önce yahudi olmuş) bazıları bulunuyordu. Bu çocukların aileleri, `Çocuklarımızı bırakmayız. (Onları zorla alıkoyup müslüman yaparız)” dediler. Bunun üzerine Allah teala `Dinde zorlama yoktur’ ayetini indirdi.”22
Yukarıda dile getirdiğimiz şekilde, bir yanda dinde hiçbir zorlamanın yapılamayacağını tespit eden ayetlerin, öbür yanda bir takım sınırlamaların var olduğu izlenimini veren ayet, hadis ve rivayetlerin bulunması, “Dinde zorlama yoktur” ayetinin kapsamı üzerinde çok farklı görüşlerin sergilenmesine sebep olmuştur. eş-Şevkânî (ö.1250/1834 ) nin yedi madde halinde sıraladığı bu görüşlerin belli başlılarını üç başlık altında toplamak mümkündür:
Bu görüş sahiplerine göre ayetin, dinde zorlama yasağı şeklinde ifade edilebilecek olan hükmü yürürlükten kalkmıştır. Dolayısıyla ayırım yapmaksızın, müslüman olmayan kimseler müslüman olmaya zorlanabilirler.
Ayet hakkındaki görüşü sorulan Zeyd b.Eslem (ö.136/753) şöyle demiştir:
“Allah’ın Resülü Mekke’de bulunduğu on yıl süresince (bu ayete dayanarak) kimseyi dine zorlamıyordu. (Medine’ye hicretten sonra ise) müşrikler, mü’minlerle savaşmaktan başka bir şeye razı olmadılar. Derken Allah’ın Resülü onlarla savaşmak üzere izin istedi ve kendisine izin verildi.”23
Zeyd b. Eslem’in bu açıklamasına göre ayet Mekke’de inmiştir. Muvadaa/geçici barış ayetlerinden biridir24 ve hükmü hicretten sonra yürürlükten kaldırılmıştır. Her ne kadar Zeyd hicretten söz etmemekte ise de, savaşa izin veren ayetin25 Medine’de inmiş olması, onun ifadesini böyle anlamayı gerektirmektedir.
Yine, Süleyman b. Musa da, nübüvvetin Mekke ya da Medine dönemlerine değinmeksizin, -dinde zorlama olmadığını ifade eden bu ayetin varlığına rağmen- Hz. Peygamber’in “Arapları İslam dinini kabule zorlamış ve müslüman olmalarından başka bir şeye rıza göstermemiş oluşundan bahisle,”Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert davran”26 ayetinin dine zorlama yasağını kaldırmış olduğunu ifade etmiştir.27
Hükmünün kaldırıldığı yönündeki başka bir görüşe göre ayet, Medine’li müslümanlar (ensar) dan bir grup hakkında inmiştir. Yukarıda zikrettiğimiz nüzül sebebi rivayetlerinin de ifade ettiği gibi, bu insanların İslam’dan önce yahudi ya da hristiyan yaptıkları çocukları vardı. İslamiyet gelip te kendileri müslüman olunca çocuklarını da zorla müslüman yapmak istemişlerdi. İşte ayet, bu müslümanlara, çocuklarını İslam’a zorlamalarını yasaklamak için ve sadece onlara (değişik bir ifade ile, zorlamak istedikleri çocuklarına) has olarak belli bir süre için inmiştir.
Ebû Bişr’in şu ifadesi bu görüşü yansıtmaktadır:
“Said b. Cübeyr’e `Dinde zorlama yoktur…’ ayetinin iniş sebebini sordum, `Bu ayet Medineli müslümanlar hakkında inmiştir’ dedi. ‘Onlara has olarak mı?’ dedim, ‘Evet, onlara has olarak’ dedi.”28
Ayetin, ensardan Ebu’l-Husayn (ve iki çocuğu ) hakkında indiğini söyleyen es-Süddî (ö127/774) “Dinde zorlama yoktur” hükmünü kitap ehli ile cizye verinceye kadar savaşmayı emreden “Berâe (et-Tevbe) süresindeki [29.] ayet ile” neshedildiği görüşündedir.29
Görüldüğü gibi, gerek Zeyd b. Eslem, gerek Süleyman b. Musa, ayeti başka ayetler ile ve ilgili nüzül sebepleri ile ilişkilendirmeden yalın olarak ele almışlardır. Onların bakış açısına göre ayet, tüm kafirleri, dine zorlama yasağı kapsamına alacak biçimde “âmm” (genel) bir hüküm taşımaktadır. Said b. Cübeyr ve es-Süddî’ye göre ise ayet, kitap ehli kafirlerden yalnızca muayyen kişileri kapsamına almaktadır. Sonuç olarak hepsinin ortak görüşüne göre, ayetin hükmü yürürlükten kaldırılmıştır ve müslüman olmayan herkes İslam’a zorlanabilir.
el-Bakara, 256 ayetinin getirdiği “Dinde zorlama yoktur” hükmünün kimleri kapsadığı konusundaki görüşlerden ikincisi, ayetin hükmünün yürürlükte olduğu, ancak hükmün genel olmayıp kafirlerden belli bir kesimi kapsadığı görüşüdür. Bu görüşe göre “Dinde zorlama yoktur” ifadesinin anlamı “cizye verdikleri taktirde kitap ehli (yahudiler ve hristiyanlar) İslam’a girmeye zorlanamazlar, kendi dinleri üzere bırakılırlar”, demektir. Diğer bir ifade ile bu görüş sahipleri, el-Bakara, 256 ayetini,
“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resülü’nün haram kaldığını haram kılmayan ve hak dini (kendilerine) din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.”(et-Tevbe, 29)
ayeti ile birlikte değerlendirmektedirler.
İslam ulemasının çoğunluğunca benimsenen bu görüş, ortaya çıktığı sahabe döneminden itibaren bir gelişme süreci geçirmiştir. Aşağıda bu süreci iki aşamalı olarak ortaya koymaya çalışacağız.
Temelde İbnu Abbas (ö. 68/687), Mücahid (ö. 103/721), Dahhâk (ö. 105/723) ve Katâde (ö. 118/736) ye ait bu görüşün omurgasını oluşturan ve esas itibariyle aynı olan rivayetlerden üçü şöyledir:
a. İbnu Abbas’tan:
“Dinde zorlama yoktur. Çünkü sapıklık doğruluktan iyice ayrılmıştır” hükmü insanlar (müşrik Araplar) İslam’a girdikten sonra inmiştir ve kitap ehlinin cizye vermesi şartıyla uygulanır.”30
b. Katâde’den:
“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır” (hükmü genel değildir). Araplardan şu kavim (müşrik Araplar) dine zorlanmıştır. Çünkü onlar ümmi bir toplum idiler. Bildikleri bir kitapları yoktu. Bu sebeple onlardan müslüman olmaktan başkası kabul edilmedi. Cizye ya da haraç verdikleri taktirde kitap ehli İslam’a zorlanmaz, dinleri üzere bırakılırlar.”31
c. Dahhâk “Dinde zorlama yoktur” hükmü hakkında şöyle demiştir:
“Allah’ın Resülüne, putperest olan Arap Yarımadası ile savaşması emredildi. Bu sebeple Allah’ın Resülü onlardan `lâ ilâhe illallah’ veya savaştan başka bir şey kabul etmedi. Bunların dışında kalanlar konusunda ise Allah teala cizye kabulünü emretti ve dinde zorlama yoktur’, buyurdu”.32
Öncelikle, her üç rivayette gündeme getirilen cizye verme şartının et-Tevbe, 29 ayetine dayandığını hatırlatalım.
Dahhâk’ın yukarıdaki ifadesinde, kendilerinden cizye kabul edilebileceklerin (cizye verdikleri takdirde İslam’a zorlanamayacak olanların) belirlenmesi konusunda kullandığı, “Bunların (Putperest Arapların) dışında kalanlar” ifadesi mutlak ise bundan; putperest Araplar dışında kalan tüm gayrimüslimlerden cizye alınabileceği anlaşılabilir. Ancak bu konuda delil olarak gösterilen et-Tevbe, 29 ayetinin lafzı bu kimseleri “kitap ehli” ile sınırlamış olduğundan, Katâde bu rivayetindeki “bunların dışında kalanlar”ifadesini, İbnu Abbas ve Mücahid rivayetlerinde de açıkça ifade edildiği üzere “kitap ehli” (yahudiler ve hristiyanlar) şeklinde anlamak gerekir.
Yine, ibnu Abbas rivayeti, Katâde rivayetinin ışığında değerlendirilecek olursa, İbnu Abbas’ın dine zorlanabilecek zümrelerin belirlenmesi konusunda gündeme getirdiği “insanlar” ile, Araplardan bir kesimin kastedildiği ve bununla da putperest Arapların ifade edilmek istendiği anlaşılır.
el-Vâhidî, yukarıdaki rivayetlere değinmeden, “İbnu Abbas, Mücahid, Katâde ve diğerleri demiştir ki” ifadesi ile bu rivayetleri şöyle hülasa etmektedir:
“Ayetin manası, `Arapların müslüman olmasından sonra dinde zorlama yoktur’ demektir. Zira Araplar ümmi bir millet idiler. Bir dinleri, bir kitapları yoktu. Bu sebeple onlardan İslam ya da savaştan başka bir şey kabul edilmedi ve İslam’a girmeye zorlandılar. Kendilerinden cizye kabul edilmedi. İsteyerek ya da zorla hepsi İslam’a girince Allah teala bu ayeti indirdi. Dolayısıyla, kitap ehli İslam’a zorlanmaz. Cizye ödedikleri taktirde kendi dinleri üzere bırakılırlar.”33
Bu görüşte, “Dinde zorlama yoktur” hükmünün kapsamının belirlenmesi amacıyla şu iki tespit yapılmış bulunmaktadır:
1. Müşrik Araplar dine zorlanırlar. Buna göre “Lâ ikrâhe fi’d-Dîn” ibaresi, “Artık dinde zorlama yoktur. Zira zorlanabilecek/zorlanması caiz olan kimse (müşrik Arap) kalmamıştır. Olsa yine zorlanırlar”, şeklinde anlaşılmıştır. Şu halde müşriklerle savaşmayı emreden ayetler uyarınca onlarla savaşan Hz. Peygamber, bu insanları dine “zorlamış” olmaktadır.
2. Kitap ehli (yahudiler ve hristiyanlar) cizye vermeleri şartıyla dine zorlanmaz, kendi dinleri üzere bırakılırlar. Bu hükmün dayanağı ise et-Tevbe, 29 ayetidir.
Bu tespitler; “Dinde zorlama yoktur” hükmünün kimleri kapsadığının belirlenmesi konusunda, cizye vermeleri şartıyla kitap ehli kimselerin dine zorlanamayacağını ifade eden et-Tevbe 29 ayetinin; kimleri kapsamadığının belirlenmesi konusunda ise Hz. Peygamber’in müşrikleri “zorlamış” olmasının temel kriter kabul edildiğini göstermektedir. Buna göre cizye vermeye razı olmayan kitap ehli insanlar ile müşrik Araplar İslam’ı kabule zorlanabilirler. Ancak bu görüşte; mecûsilerin, müşrik ya da kitap ehli olmayan Arapların, kitap ehli olmayan gayri Arap müşriklerin ve mürtedlerin statüleri ne olacaktır?sorusu cevapsız kalmaktadır.
Burada bir noktanın üzerinde durmak gereklidir. Şöyle ki:
Yukarıda, bu görüşün kaynağı olarak aktardığımız rivayetlerden İbnu Abbas ve Katâde’ye ait olanlarda, dine zorlanamayacak olanlar açıkça, “kitap ehli” terimi ile tanımlanmışlardır. Dahhâk’e ait olan rivayetteki “Allah teâla cizye kabulünü emretti” ifadesinde, cizye ödemeleri şartıyla kitap ehlinin dinleri üzere bırakılacaklarını yani İslamı kabule zorlanmayacaklarını ifade eden et-Tevbe, 29 ayetine atıfta bulunulduğu anlaşılmaktadır. Şu halde Dahhâk’e ait rivayette de, dine zorlanamayacak olanlar, “kitap ehli” kimseler olmaktadır. Fakat Katâde’den gelen bir başka rivayet daha vardır ki, cizye verdikleri takdirde dine zorlanamayacak olanları, “yahudiler, hristiyanlar (kitap ehli) ve mecûsiler” şeklinde sıralamaktadır. Söz konusu rivayet şudur:
” `Dinde zorlama yoktur’ (hükmü genel değildir). Arapların bir dini yoktu. Bundan dolayı kılıçla dine zorlandılar. Yahudiler, hristiyanlar ve mecûsiler ise, cizye verdikleri takdirde zorlanmazlar.”34
Katade’den gelen rivayetlerin her ikisi de doğru ise, bu rivayetlerin ilkinde yer alan “kitap ehli” ifadesi bu zata göre, yahudileri, hristiyanları ve mecûsileri ifade ediyor demektir. Bu takdirde, İbnu Abbas ve Dahhâk’ın de “kitap ehli” ifadesini böyle değerlendirmiş olabilecekleri ihtimali ortaya çıkmaktadır. Halbuki “kitap ehli” ifadesi Kur’an’da “yahudiler ve hristiyanlar” anlamında kullanılmıştır. (Bu konuya ileride değineceğiz.)
Eğer yukarıdaki yaklaşım doğruysa, yani İbnu Abbas, Katâde ve Dahhâk’e göre mecûsiler de kitap ehli kavramı içinde yer alıyorlarsa,35 dine kimlerin zorlanamayacağının belirlenmesinde, yukarıda süzünü ettiğimiz kriter (et-Tevbe 29 ayeti) yanında ikinci bir kriteri daha dikkate almış almaktadırlar ki o da, Hz. Peygamber’in mecûsilerden cizye kabul etmiş olduğudur:
ez-Zühri (ö. 124/742) nin haber verdiğine göre Resülüllah Bahreyn mecûsilerinden cizye almıştır.36 Yine, Hz. Ömer’in, “Mecûsiler hakkında ne yapacağımı bilmiyorum, kitap ehli değiller”, diye tereddüte düşmesi üzerine Abdurrahman b. Avf (ö.31/651); “Resülûllah’ın, `onlar hakkında kitap ehli statüsünü uygulayın’ dediğini işittim” demiş, bunun üzerine Hz. Ömer [kitap ehli gibi] onlardan da cizye kabul etmiştir.37
İleride de göreceğimiz gibi, mecûsilerden cizye kabul edilmiş olması onların kitap ehli zümresinden olduklarını göstermez. Bir an için öyle kabul etsek bile bu, İbnu Abbas, Katâde ve Dahhak’e ait görüş açısından, dine zorlanıp zorlanmayacakları konusunda durumları belli olmayan zümrelerden sadece mecûsilerin durumunu açıklığa kavuşturmuş olacaktır. Ama müşrik ya da kitap ehli olmayan Arapların, kitap ehli olmayan gayri Arap müşriklerin ve mürtedlerin durumuna açıklık getirilmiş olmaması bakımından bu görüş eksik olma niteliğini koruyacaktır.
Bu görüşü şekillendiren ulemanın yukarıda varlığından söz ettiğimiz boşluğu bırakmalarını onların, kendilerine yöneltilen sorulara pratik cevaplar verme durumunda bulunmuş olmaları ile açıklamak mümkündür. el-Vahidî gibi sonradan gelen bazı alimlerin de aynı usul ile öncekilerden gelen rivayetleri olduğu gibi benimsedikleri bir gerçektir. Ancak bu aktarmacı anlayış tüm alimlere hakim olmamış, sistematik ve tahlilci düşünce söz konusu boşluğu görerek onu kapatmaya çalışmıştır. Aşağıda bu konudaki girişimlere değineceğiz.
a. Kimlerin Dine Zorlanamayacağının Belirlenmesi Konusunda et-Taberî’nin Girişimi
Esas itibarı ile İbnu Abbas, Mücahid Dahhâk ve Katâde’nin görüşüne paralel olarak, “Dinde zorlama yoktur”, hükmünün yürürlükten kaldırılmadığını, ama genel de olmadığını söyleyen et-Taberî’nin bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade etmek mümkündür:
“Dinde zorlama yoktur” ayeti özel olarak, nüzül sebebi rivayetlerine konu olan kitap ehli bazı kişiler hakkında; genel olarak da bütün kitap ehli insanlar hakkında inmiştir. Şöyle ki: Medine-li müslümanlar, yahudi ya da hristiyan bulunan çocuklarını zorla müslüman yapmak isteyince Allah bunu onlara yasakladı. Bu yasağı da tüm kitap ehli hakkında uygulanmak üzere “Dinde zorlama yoktur…” ayetini indirerek bildirdi.39
et-Taberî’nin, bu görüşü için getirdiği gerekçeler ise şunlardır:
a. Ayeti, “Kendilerinden cizye alınanlar hakkında dinde zorlama yoktur” şeklinde anlamak (yani hükmün, kendilerinden cizye alınanlara tahsis edilmiş olduğunu kabul etmek) mümkündür. Ayetin kendinde buna engel olacak bir şey yoktur.
b.Tüm müslümanların naklettiğine göre Hz. Peygamber, putperest müşrik Araplar ile mürtedleri ve benzerlerini İslam’a zorlamış, İslam’ı kabul etmemeleri halinde öldürülmelerine hükmetmiştir.
c. Yine, Hz. Peygamber kitap ehli ( yahudiler ile hristiyanlar) ve benzerlerini de kendilerinden cizye kabul etmek sureti ile zorlamayarak dinleri üzere bırakmıştır.
et-Taberî sonuç olarak şöyle demektedir:
“Böylece, “Dinde zorlama yoktur,” ayetinin manası “kendilerinden cizye kabul edilmesi helal olan hiç kimse için, cizye ödemeleri kaydıyla dinde zorlama yoktur” demektir.”40
Dikkat edilecek olursa et-Taberî de prensip olarak, İbnu Abbas, Mücahid, Dahhâk ve Katâde’ye ait görüşü benimsemekte ancak “Dinde zorlama yoktur” ayetinin kapsamına kimlerin girdiğini, yani kimlerin dine zorlanamayacaklarını belirlemeye çalışırken, cizyeyi temel ölçü kabul etmektedir. Yani kimden cizye kabul etmek caiz ise, onlar dine zorlanamaz demektir. Buna göre, dine zorlanamayacak olanlar yahudiler ve hristiyanlar ile mecûsilerdir. Zira, et-Tevbe, 29 ayeti yahudilerle hristiyanlardan, Hz. Peygamber’in uygulaması da mecûsilerden cizye kabul edilebileceğini göstermektedir.
İbnu Abbas, Katâde ve Dahhâk, dine zorlanamayacakların belirlenmesinde kitap ehli olmayı temel kriter almışlarken, et-Taberî’nin cizyeyi esas aldığı görülmektedir. et-Taberî bu yaklaşımı ile, kitap ehli (yahudiler ve hristiyanlar) yanında mecûsilerin de dine zorlanamayacaklarını tesbit etmiş olmakta, ibnu Abbas, Katade ve Dahhâk rivayetleri sebebi ile mecûsilerin konumları üzerinde hasıl olan tereddüdü ortadan kaldırmış olmaktadır. Buradan et-Taberî’nin, “Yine Hz. Peygamber, kitap ehli (yahudiler ve hristiyanlar) ve benzerlerini de, kendilerinden cizye kabul etmek sureti ile zorlamayarak dinleri üzere bırakmıştır”, ifadesindeki “ve benzerleri” ibaresi ile mecûsileri kastetmiş olduğu anlaşılabilir.
Yine et-Taberî, dine zorlanabilecekler sadedinde, kullandığı “Hz. Peygamber, putperest müşrik Araplarla mürtedleri ve benzerlerini İslam”a zorlamıştır” ifadesi ile, İbnu Abbas, Katâde ve Dahhâk rivayetlerinin bu alanda bıraktığı boşluğu doldurmaya çalıştığı gözlenmektedir. Ne var ki onun bu işi tamamladığını söylemek mümkün değildir. Evet, müfessir, dine zorlanabilecekler arasına mürtedleri de eklemiştir. Fakat hemen ardından muğlak bir biçimde “ve benzerleri” ibaresini kullannarak, zorlanabilecek başkalarının da bulunduğuna işaret etmiştir. Bunların kimler olduğu açıklanmadıkça problem çözülmüş olmaz. Burada et-Taberî’nin yaptığı şey daha çok, böyle bir boşluğun varlığını vurgulamak olmuştur.
b. Kimlerin Dine Zorlanamayacağının Belirlenmesi Konusunda İslam Hukukçularının Yaklaşımları
İslam ilim tarihi boyunca özellikle tefsir ve İslam hukuku alanlarında Hanefi, Şafiî ve Hanbeli alimlerince kabul görmüş olan, “dinde zorlama yoktur” hükmünün kafirlerden belli bir kesimi kapsadığı görüşünde bırakılmış olan bu boşluğun doldurulması çalışmaları detayda farklı görüşlerin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Ancak konu, bir İslam devletinin takip edeceği sosyopolitik çizginin adeta omurgasını oluşturduğu için, bu aşamada ilgili çalışmalar fıkhî tefsir ve daha geniş olarak İslam hukuku alanlarında yürütülmüştür. Tüm bu münakaşaların temelini ise cizyenin kimlerden alınıp kimlerden alınamayacağı meselesi oluşturmuştur. Konunun bu noktaya yansıması, daha önce değindiğimiz gibi, “dinde zorlama yoktur” ayeti ile, cizye verdikleri taktirde kitap ehli ile savaşılamayacağını ifade eden et-Tevbe, 29 ayeti arasında kurulan bağlantıdan kaynaklanıyordu. Zira “savaşmak”, “Dine zorlamak” şeklinde algılanıyordu ve cizye veren kitap ehlinin zorlanamayacağı (onlarla dine girmeleri için savaşılamayacağı) sonucuna varılıyordu. Bir başka deyişle bu anlayışa göre “Dinde zorlama yoktur” hükmü, yalnızca kitap ehlinden cizye vermeye razı olanları kapsamaktadır. Ancak iş bununla kalmayıp, Hz. Peygamber mecûsilerden de cizye kabul etmiş olunca, münakaşanın konusu ayetin “belirlediği” çizginin dışına taşmış oldu. Yani yahudi ve hristiyanların dışındakilerden de cizye alınabiliyordu. Acaba bunlar sadece mecûsilerden ibaret midir, yoksa başkaları da bu kategoriye girer mi?
Cizye verinceye kadar kitap ehli ile savaşmayı emreden et-Tevbe, 29 ayeti gereğince kitap ehlinden; Hz. Peygamber’in uygulaması gereğince de mecûsilerden cizye alınabileceği üzerinde görüş birliği vardır.
Kitap ehli genel anlamı ile “kendilerine semavi bir kitap verilmiş olan insanlar” demek ise de, Kur’anî anlatımda bu terim yahudiler ile hristiyanları ifade etmektedir. Kısaca Kur’an’ın verilerine göre kendilerinden cizye alınabilecek kimseler yahudiler ve hristiyanlardır. Ne var ki yukarıda da değindiğimiz gibi, Hz. Peygamber’in iki zümre dışında kalan mecûsilerden de cizye aldığını biliyoruz. Hz. Peygamber Kur’an’a aykırı uygulamada bulunmuş olamayacağına göre, nebevi uygulama, kitap ehli (yahudi ve hristiyanlar) ile mecûsileri hangi ortak özellikleri sebebiyle cizye tabanında birleştiriyordu’ Burada iki ihtimal bulunmaktadır:
Ya mecûsiler kitap ehli zümresi içinde yer almaktadır,
Ya da et-Tevbe, 29 ayetindeki “kitap ehli” terimi daha geniş bir anlamda, “küfür ehli”, “kafir” anlamında kullanılmıştır. İşte cizyenin kimlerden alınacağı konusunda görüş açıklayanlar, sonuç olarak bu iki kriterden birini esas almış olmaktadırlar.
Şimdi, cizye alınabileceği, dolayısıyla dine zorlanamayacağı ifade edilen zümrelerin çerçevesini en dar tutanlardan başlayarak, bu konudaki görüşleri ele alacağız.
i. Şafiî ve Hanbelî Ekollerinin Yaklaşımı
eş-Şafiî cizye alınabilecek, dolayısıyla dine zorlanamayacak kimselerin sadece kitap ehli zümresi olduğu görüşündedir. Ona göre bu zümre dışında olanlardan cizye kabul etmek caiz değildir. Zira et-Tevbe, 29 ayeti açıkça cizye alınabilecek kimselerin kitap ehli zümresi olduğunu ifade etmektedir.
Halbuki, eş-Şafiî”nin ulaştığı bu sonuca varan yolda iki engel vardır. Bunlardan birincisi, Hz. Peygamber’in kitap ehli zümresinden başka mecûsilerden de cizye almış olması, ikincisi ise şu hadistir:
Selman b. Büreyde babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
“Allah’ın Resülü bir kimseyi seriyye komutanı tayin ettiği zaman ona şu tenbihte bulunurdu:
-Müşriklerden olan düşmanlarınla karşılaştığın zaman onları üç haslete çağır. Kim bu konuda senin çağrına uyarsa kabul et ve onlardan el çek. Onları İslam’a çağır. Çağrına uyarlarsa kabul et ve onlardan el çek. Sonra onları muhacirlerin yurduna göç etmeye çağır ve kendilerine haber ver: Eğer göç etmezlerse müslüman bedeviler statüsünde olacaklardır. Müslümanlar için yürürlükte olan hüküm onlar için de işleyecektir. Müslümanlarla birlikte savaşmadıkça “fey” ve ganimetten payları olmayacaktır. Eğer İslam’a girmeye karşı çıkarlarsa onlardan cizye vermelerini iste ve kendilerinden el çek. Eğer buna da karşı çıkarlarsa Allah’tan yardım dileyerek onlarla savaş.”41
Görüldüğü üzere hadiste, eş-Şâfiî’nin yalnızca kitap ehlinden cizye alınabileceği şeklindeki görüşünün aksine, müşriklerden de cizye alınacağı ifade edilmektedir.
Şimdi eş-Şafiî’nin bu iki “engel”i nasıl aşmaya çalıştığını göreceğiz.
-eş-Şafiî’ye Göre Kitap ehli-Müşrik Çizgisinde Mecûsilerin Yeri
Yukarıda zikrettiğimiz üzere “kitap ehli zümresi” Kur’an söyleminde yahudilerle hristiyanları ifade etmektedir. İşte sadece kitap ehli zümresinden cizye alınabileceğini savunan eş’Şafiî, yukarıda andığımız iki engelden birincisini, yani Hz. Peygamber’in mecûsilerden de cizye kabul etmiş olduğu gerçeğini, mecûsileri de kitap ehli zümresine katarak aşma yolunu seçmiştir.
eş-Şafiî bu tutumuna şöyle bir açıklama getirmektedir:
Allah teala Tevrat, İncil ve Kur’an’dan başka kitaplar da göndermiştir. Mecûsiler bu kitaplardan birine sahip bulunuyorlardı. Dinleri Yahudilik ve Hristiyanlık’tan bazı noktalarda ayrılıyordu. İslam beldesinden uzak beldelerde yaşadıkları için, selef uleması onların dini hakkında bir bilgi sahibi olamamış, bu sebeple de statüleri hakkında tereddüt geçirmişlerdir.42
eş-Şafiî bu açıklamasından sonra,
“Allah daha iyi bilir ya, onları (mecûsileri) yahudiler ve hristiyanlarla birlikte “kitap ehli” adı altında birleştirecek bir kitapları vardı”43
yargısında bulunmakta ve buna Hz. Ali’den (ö.40/660 ) rivayet edilen ve mecûsilerin, ortadan kaldırılan bir kitaplarının bulunduğunu ifade eden haberi delil getirmektedir.44
eş-Şafiî’nin getirdiği bir başka delil de, mecûsiler hakkındaki, “Onlara kitap ehli statüsünü uygulayın”45 hadisidir. O,
“Eğer bu hadis sabit ise biz (buna dayanarak mecûsilerden) kitap ehli oldukları için cizye alınacağına fetva veririz” demekte ve “ancak, onların kadınları nikahlanır, kestikleri yenir, şeklinde fetva vermeyiz”,
diye eklemektedir.46
-eş-Şafiî’ye Göre Müşriklerin Kategorileri
eş-Şafiî; yalnızca kitap ehli zümresinden cizye alınabileceği şeklindeki görüşüne varan yolda bulunduğunu belirttiğimiz “engeller”den ikincisini (müşriklerden de cizye alınabileceğini ifade eden hadisi)47 ise; hadiste geçen “müşrikler” ifadesini “kitap ehli müşrikleri” diye yorumlayarak aşma yolunu tutmuştur. O, bu yorumunun zeminini şöyle ortaya koymaktadır:
Müşrikler, kitap ehli müşrikleri ve putperest müşrikler olmak üzere iki kısımdır. Buna göre :
l. “Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün”48, “Fitne kalmayıncaya ve din (tek din olarak) Allah’ın oluncaya kadar onlar ile savaşın”49 gibi açıkça müşriklerle savaşmanın, ya da mutlak olarak savaşın emredildiği ayetlerde gösterilen hedef putperest müşriklerdir ve bu ayetlerin hükmü aynen yürürlüktedir. Dolayısıyla putperest müşrikler için müslüman olmak, ya da öldürülmekten başka seçenek yoktur.50
eş-Şafiî aynı bakış açısı ile,
“Lâ ilâhe illallah deyinceye kadar insanlarla savaşmaya devam edeceğim. Lâ ilâhe illallah dedikleri zaman, kanlarını ve mallarını benden korurlar. Hakkı karşılığında olmadıkça onlarla savaşmam. (İç yüzleri ile ilgili olarak) hesapları ise Allah’a aittir.”51
hadisi ve benzerlerinde sözü edilen “insanlar” kelimesi ile “müşrikler” kastedilmiştir, demektedir.52
eş-Şafiî’nin, bu yaklaşımına şöyle bir açıklama getirdiğine şahit oluyoruz:
“…Zira, Hz. Peygamber’in ne yanında, ne de yakınında, Medine yahudilerinden başka kitap ehlinden kimse bulunmuyordu. Medine yahudileri ise ensar ile anlaşmalıydılar. Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde ensar henüz tamamen müslüman olmuş değillerdi. Bu sebeple Resülüllah yahudiler ile barış sözleşmesi yaptı.”53
Yani Allah teala Resülüne; sözleşme yaptığı kitap ehli yahudilerle savaşmayı emretmiş olamayacağına göre hadiste yer alan “insanlar” kelimesi ile çevresindeki putperest müşrikler kastediliyor demektir.
2. et-Tevbe, 29 ayetindeki “kıtal” emri, “kitap ehli müşrikleri”ne yöneliktir. eş-Şafiî bu konuda şöyle demektedir:
“(Yahudiler) Bedir’den sonra, birden bire Hz. Peygamber hakkında düşmanca sözler söylediler, ona karşı düşmanca kışkırtmalarda bulundular. Bildiğin gibi o sırada Hicaz’da yahudiler ve Necran’da hristiyanlar bulunuyordu. Hicaz’dan uzak bölgeler olan Hecer, Bilad-ı Berber ve İran’da mecûsiler vardı. Bunların berisinde (Medine ve civarında) pek çok putperest müşrik vardı. Allah teala Resülüne ” ” (et-Tevbe, 29) ayetini indirerek kitap ehli müşrikleri ile savaşmayı farz kıldı. Böylece Allah, putperestlerle savaşmakla kitap ehli ile savaşmayı dilediği şekilde birbirinden ayırdı -O”nun hükmünü sorgulayacak yoktur- ve birincilere müslüman oluncaya kadar, ikincilere ise müslüman oluncaya, ya da cizye verinceye kadar savaşmayı farz kıldı.”54
Kısaca, kendilerinden cizye alınabileceklerin belirlenmesinde kitap ehli zümresinden olma şartını koşmakta, bunların dışında kalan hiç kimseden cizye alınamayacağını, dolayısıyla kitap ehlinden başkalarının İslam”a zorlanabileceğini söylemektedir. Onun bu bakış açısına göre Hz. Peygamber tıpkı yahudi ve hristiyanlardan olduğu gibi, mecûsilerden de kitap ehli oldukları için ve et-Tevbe, 29 ayeti gereğince cizye kabul etmiştir. Cizye alınması işinde din temel kriterdir.
Diğer görüşlere nazaran bu görüşte, cizye vermeleri şartıyla dine zorlanamayacak olanlar nicelik olarak en alt düzeyde, buna karşılık, zorlanabilecek olanlar en üst düzeyde bulunmaktadır.
Ahmed b. Hanbel de eş-Şafiî gibi, cizyenin yalnız yahudiler ve hristiyanlar ile mecûsilerden alınabileceği görüşündedir.55 Şu kadar var ki, Hanbeliler mecûsileri eş-Şafiî gibi “kitap ehli” zümresine sokmamakta, “kitap ehli olmaları muhtemel olanlar” zümresi içinde tutmaktadırlar.56 Ahmed b. Hanbel’in bu tutumu onun, mecûsilerin kitap ehli oldukları yönünde Hz. Ali’den gelen rivayetin sıhhati ve Hz. Peygamber’in mecûsilerden cizye kabul edişinin et-Tevbe, 29 ayetine dayandığı konularında tereddütlü olduğu, bu yüzden de bir “orta yol” tuttuğu izlenimini vermektedir.
ii. Hanefi Ekolünün Yaklaşımı
Hanefî mezhebine göre “kitap ehli” ( yahudiler ve hristiyanlar) ile mecûsiler ve Arap olmayan putperestlere cizye konabilir. Cizye anlaşmasından önce kendileriyle savaşılır ve mağlûp edilirlerse erkekleri, kadınları ve çocukları ganimettir. Putperest Araplarla mürtedlere cizye konmaz. Mağlup edildiklerinde kadınları ve çocukları ganimettir. Müslüman olmayan erkekleri öldürülür.57
Ebû Yusuf (ö.182/798) şöyle demektedir:
“Mürtedler ile putperest Araplar dışındaki tüm mecûsi, putperest, ateşperest, taşlara tapan, samirî müşriklerden cizye alınabilir. Mürtedler ile putperest Araplar hakkındaki hüküm ise, kendilerine müslüman olmalarını teklif etmek, kabul etmezlerse erkeklerini öldürmek, kadınlarını ve çocuklarını ganimet olarak almaktır.”
“Putperest, ateşperest ve mecûsi müşrikler, kestiklerinin yenmesi, kadınlarıyla evlenilmesi konusunda kitap ehli gibi değildirler. Çünkü bu konuda Hz. Peygamber’in uygulaması böyledir. Tüm ulema bu görüşte, uygulama da bu yöndedir. Bu konuda bir görüş ayrılığı yoktur.”58
İmam Muhammed (ö.189/805) de, “Kitap ehli olan Araplar cizye verip zimmi statüsünü kazanmak isterlerse bunda bir sakınca yoktur”, dedikten sonra şöyle eklemektedir:
“Eğer müşrik Araplar zimmi olmak (cizye vermek) isterlerse bu yapılmaz. (Eğer savaşa girişirler de) mağlup edilirlerse, kadınları ve çocukları ganimettir. Erkeklerinden müslüman olmayanlar öldürülürler, ganimet olarak alınmazlar.”59
Hanefilerin bu yaklaşımına göre mecûsiler kitap ehli değil, putperest müşriktirler. “Müşrik oldukları halde Hz. Peygamber’in onlardan cizye almış olmasından, putperest Araplar (ve mürtedler) hariç, kitap ehli olsun olmasın, diğer kafirlerden cizye alınabileceği anlaşılır.”60
Yukarıda konu ile ilgili ifadelerine yer verdiğimiz el-Cassâs (ö.370/980) müşrik Araplardan cizye kabul edilmeyişi konusunda şu gerekçeyi göstermektedir:
“Çünkü Hz. Peygamber onlardan müslüman olmak, ya da kılıçtan başka bir şey kabul etmemiştir. Ayrıca “Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün”61 ayeti de putperest Araplar hakkındadır. Yine Arap müşrikleri dışındaki müşriklerden cizye alınabileceğine, Alkame b. Mersed’in İbnu Bureyde ve onun babası kanalıyla Hz. Peygamber’den rivayet ettiği şu hadis de delalet eder:
“Allah’ın Resülü bir seriyye gönderdiği zaman (onlara) şöyle derdi: “Müşrik düşmanlarınızla karşılaştığınızda onları Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in, Allah’ın Resülü olduğuna şahadet etmeye çağırın. Eğer kabul etmezlerse onları cizye vermeye çağırın.”62 Bu hadis (kitap ehli olmayan) diğer tüm müşrikleri de kapsar. Ancak Arap müşrikleri, yukarıdaki ayet ve Hz. Peygamber’in onlar hakkındaki uygulaması ile diğer müşriklerden tahsis edilmiştir. (Bu sebeple onlardan cizye kabul edilmez.)63
Hanefi fakih el-Merğinânî (ö.593/1197) de mezhebinin “Müşrik Araplar ile mürtedlerden cizye kabul edilemez”, şeklindeki görüşü için şu gerekçelerden söz etmektedir:
“Zira bu iki zümrenin küfrü katmerli bir hal almıştır. Çünkü Hz. Peygamber müşrik Araplar arasından çıkmış, Kur’an onların dili ile inmiştir. Dolayısıyla mucize onlar hakkında, başkalarına oranla daha çok açıktır. Mürted ise, inandıktan ve imanın güzelliklerini yaşadıktan sonra küfre sapmıştır. O yüzden her iki zümreden, İslam ya da kılıçtan başka bir şey kabul edilmez.”64
Hanefi mezhebinin görüşü için, el-Cassâs’ın yukarıda delil olarak zikrettiği ayet ile, o paraleldeki diğer ayetleri ve Hz. Peygamber’in ilgili uygulama ve sözlerini; ileride bu görüşün değerlendirilmesi sırasında gündeme getireceğiz.
Hanefi mezhebinin konu ile ilgili yaklaşımını belirtmeye çalıştığımız bu bahiste, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile ünlü Hanefi bilgini el-Cassâs’ın görüşlerinden hareket ettik. Ebû Hanifeden de bir görüş yansıtmadık. Zira ne Hanefi mezhebinin temel kaynakları durumundaki “Zahirürrivaye” kitaplarında, ne de el-Mebsût, el-Hidâye gibi belli başlı Hanefi kaynaklarında Ebû Hanife’ye doğrudan atfedilen bir görüşe rastlayamadık. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve daha sonraki Hanefi alimlerin ittifakla benimsediği bu görüşün, aslında Ebû Hanife’ye ait olacağından hareketle, konu başlığını mezhebin ortak görüşünü yansıtacak biçimde “Hanefi Mezhebinin Yaklaşımı” şeklinde koyduk. Nitekim Ebû Cafer et-Tahâvî (ö.321/933)65 ve el-Cassâs (ö.370/980)66 Hanefi mezhebine isnaden verdiğimiz görüşü “Ashabımız dedi ki” formülü ile verirken İbnu Rüşd de Ebû Hanife’nin, müşrik Araplardan cizye alınamayacağı görüşünde olduğunu ifade etmektedir. Bu da İmam’ın, zikrettiğimizden farklı bir görüşe sahip olmadığını gösterir.
Bazı kaynaklarda Ebû Hanife’nin; kitap ehli de olsalar Araplardan cizye kabul edilemeyeceği görüşünde olduğu kaydedilmektedir.67 Eğer Ebû Hanife’nin böyle farklı bir görüşü olsaydı, bunu öncelikle iki büyük öğrencisi bilip aktarması gerekirdi. Bu durum asıl kaynağa ulaşamamaktan kaynaklanmış olmalıdır. Nitekim Ebû Yûsuf, müşrik olmayan Araplardan cizye alınabileceğini açıkça ifade ederken68 İbnu Kudâme, Ebû Yûsuf’un; Araplardan cizye alınamayacağı görüşünde olduğunu söylemektedir.69
Hanefi mezhebinin yaklaşımını ortaya koyduktan sonra Ebû Yûsuf’un konu ile ilgili bir tutumuna dikkat çekmek istiyoruz.
Yukarıda da görüldüğü üzere, Ebû Yûsuf da dahil, Hanefi bilginlerine göre mecûsiler kitap ehli değil, putperest müşriktirler. Buna rağmen Hz. Peygamber onlardan cizye almıştır. İşte Ebû Yûsuf; buna kıyas edilerek diğer putperestlerden de cizye alınabileceğine delil olmak üzere, mecûsilerden cizye alınabileceğini ifade eden rivayetler arasında şu rivayeti de zikretmektedir:
“Hz. Ali’den, Resülüllah’ın, Ebubekir’in ve Ömer’in mecûsilerden cizye aldığı rivayet edilmiştir. Hz. Ali şöyle demiştir: “Onları en iyi tanıyan benim. Okudukları bir kitapları, tahsil ettikleri bir ilimleri vardı. Sonra bu onların göğüslerinden çekilip alındı.”70
Ebû Yûsuf’un bu rivayeti delil getirmiş olmasını onun, mecûsilerin bir zamanlar bir kitaba sahip bulunmalarını; kitap ehli sayılmaları için yeterli bir sebep olarak görmediği şeklinde yorumlayabiliriz. Nitekim el-Cassâs da, rivayetin doğru olduğu kabul edilse bile çekilip alınan, unutturulan bir kitabın hal-i hazır mecûsileri kitap ehli zümresinden kılamayacağını ifade etmektedir.71
Ancak ilginç olan şu ki, Ebû Yûsuf eş-Şafiî’nin; mecûsilerin kitap ehli olduklarını ispat etmek için yine Hz. Ali’den rivayet ettiği haberi hemen hemen aynı ifadelerle, yorumsuz olarak aktarmaktadır. Ebû Yûsuf’un aktardığı haber şu ifadelerle sona ermektedir:
“…Ali dedi ki: Resülüllah onlardan (mecûsilerden) kitapları sebebiyle haracı (cizyeyi) kabul etti, müşrik oldukları için de kadınları ile evlenmeyi ve kestiklerini yemeyi haram kıldı.”72
Görüldüğü üzere bu ifadelerde, mecûsilerden cizye alınması doğrudan doğruya onların kitap ehli olmalarına bağlanmaktadır. Hatırlanacağı üzere eş-Şafiî de yukarıdaki ifadeleri delil olarak kullanmakta ve farklı bir şey söylememektedir. Kısaca Ebû Yûsuf’un zikrettiği bu rivayet, ortaya koyduğu görüşün değil, olsa olsa eş-Şafiî’nin görüşünün delili olur. Rivayetin eş-Şafiî’ye de delil olamayacağına biraz sonra değineceğiz.
Kısaca ifade etmek gerekirse Hanefi mezhebi alimleri, cizye alınamayacak, yani dine zorlanabilecek olan zümreleri; Şafiî ve Hanbeli mezheplerine göre iyice daraltarak, Arap müşrikleri ile mürtedlere indirgemişlerdir.
C. Ayetin Hükmü Geneldir ve Yürürlüktedir
el-Bakara süresi 256. ayetinin taşıdığı “Dinde zorlama yoktur” hükmünün genel ve yürürlükte olduğu görüşü temelde el-Evzâî (ö.157/774) ve Malik b. Enes’e ait olduğu söylenebilir.
el-Evzâî, “Her inkarcıdan, putperestten, yalanlayıcıdan cizye alınır”, demektedir.73 Bir kitleden cizye kabul edilmesinin onlarla zimmet anlaşması yapılmasını gerektirdiği, zimmilerin de can ve mal güvenliğine sahip bulunduğu hatırlanacak olursa el-Evzâî’nin ifadesi daha açık hale gelir. Kısaca el- Evzâî’ye göre putperestler de cizye vermeye razı olurlarsa, ayetin hükmü kapsamına girerler ve müslüman olmaya zorlanmazlar.
Malik b. Enes de el-Evzâî gibi kendilerinden cizye kabul edilmesi konusunda, müslüman olmayanlar arasında hiçbir ayırım yapmamaktadır. O, Hz. Peygamber’in mecûsilerden cizye kabul etmiş olmasına bakarak, kitap ehli dışındaki gayrimüslimlerden de cizye alınabileceği görüşüne ulaşmıştır. Her ne kadar Hz. Peygamber, yahudi ve hristiyanlar dışında sadece mecûsilerden cizye almışsa da, İmam Malik, Abdurrahman b. Avf’dan rivayet edilen, “Onlar (mecûsiler) hakkında kitap ehli statüsünü uygulayın”74 hadisine gönderme yaparak “Bana göre bu konuda (cizye kabulü konusunda) tüm milletler, mecûsiler konumundadır”, demektedir.75
İbnu Atiyye (ö.542/1147) ve el-Cassâs, İmam Malik’in; Kureyş hariç tüm müşriklerden cizye alınabileceğine kail olduğunu söylemektedirler.76 Eğer bu müelliflerin ifadeleri gerçeği yansıtıyorsa, İmamın görüş değiştirmiş olması söz konusudur. Biz bizzat İmam Malik’in eseri el-Müdevvene’de yer alan ve cizye kabulü konusunda gayrimüslimler arasında hiçbir ayırım yapılamayacağını ifade eden görüşü müellife ait son görüş olarak kabul etmek durumundayız.
Fahruddin er-Râzî’nin belirttiğine göre 77 ünlü Şafiî bilginleri Ebû Müslim (ö.323/934) ve el-Kaffâl (ö.365/975) bu görüştedir. Onlara göre ayetin manası şöyledir: “Allah iman işini zorlama ve ikrah üzerine değil, benimseme ve tercih esası üzerine kurmuştur.”
Nihayet, İbnü Kesir (ö.710/1310) ayeti,
“Yani, kimseyi İslam dinine girmeye zorlamayın. Çünkü onun delilleri ve burhanları açıktır. Hiç kimsenin, kendisi kabule zorlanmasına ihtiyacı yoktur. Allah, kimi İslam’a ulaştırır, kalbine genişlik verir, basiretini aydınlatırsa; o kimse bilerek, şuurla onu kabul eder. Allah kimin de kalbini kör eder, kulağını ve gözünü mühürlerse, dine zorla sokulması ona bir yarar sağlamaz”,
diye açıklamaktadır.78
Müfessir, yukarıdaki açıklamayı yaptıktan hemen sonra “Nüzül Sebebi” başlığı altında şöyle demektedir:
“Ayetin hükmü her ne kadar umumi ise de onun; Medine’li müslümanlardan bir kısım insanlar hakkında indiği söylenmiştir.”
Görüldüğü üzere müfessir ayeti açıklarken, hükmü kısıtlayıcı hiçbir etkene iltifat etmediği gibi, nüzül sebebini aksi yönde değerlendirmek isteyenlerin görüşünün zayıf bulduğunu, “söylenmiştir” ifadesi ile ortaya koymuştur.
Şu halde “Dinde zorlama yoktur” hükmünün genel ve yürürlükte olduğunu kabul eden bu görüşe göre; ne müşriklerle savaşmayı emreden ayetlerin, ne de cizye verinceye kadar kitap ehli ile savaşmayı emreden ayetin, yürürlükten kaldırma ya da hükmü kısıtlama noktalarından bu hükümle, hiç bir ilişkisi yoktur. Müşriklerle savaşı emreden ayetler, onların düşmanlıklarının defini amaçlamaktadır.
Gayrimüslimlerden cizye kabulüne esas teşkil eden et-Tevbe 29 ayeti de kendilerinden cizye kabul edilecek olanları yahudiler ve hristiyanlarla sınırlıyor değildir. Ayetin yaptığı şey mevcut durumu belirlemek ve bu durum üzerine genel bir hüküm kurmaktır.79
diyanet

Kategorisi Din • Tags: , , , ,

Yorum Yaz

Protected by Copyscape Online Infringement Detector